Bir süre önce Belçika’da sokakta yürürken birkaç kişinin kaldırım taşlarını söktüğünü gördüm. İşçi değillerdi, belediye ekiplerine de benzemiyorlardı. Bildiğiniz sıradan vatandaşlar, ellerindeki aletlerle kaldırım taşlarını yerinden söküyorlardı. Önce ne yaptıklarını anlamadım. Merak edip sordum, soruşturdum. Meğer Belçika’da belediyeler arasında bir kaldırım taşı sökme şampiyonası düzenleniyormuş!

Yanlış okumadınız. Kaldırım taşı sökme şampiyonası. Üstelik kazanan, en çok kaldırım yapan değil, en çok kaldırım taşını söken belediye.
Yarışmanın adı Tegelwippen. “Kaldırım taşı sökmek” anlamına geliyor. Mantığı son derece basit: Bahçenizde, okulunuzda veya mahallenizde gereksiz yere beton, asfalt veya taşla kaplanmış bir alan varsa, kaplamayı kaldırıp yerine toprak, çiçek, çalı veya ağaç koyuyorsunuz. Sonra söktüğünüz taşları sayıp fotoğraflayıp yarışmanın internet sitesine yüklüyorsunuz. Belediyeler kişi başına düşen sökülmüş taş sayısına göre birbirleriyle yarışıyor.
Yarışmalar, ödüller, sıralama tabloları, sosyal medya paylaşımları derken normalde kimsenin gönüllü olmayacağı bir iş, insanların heyecanla katıldığı bir etkinliğe dönüşmüş. 2025 yılında 112 kişi bir araya gelip yalnızca 1 saat içinde 5.720 kaldırım taşı sökmüş. Bir zamanlar betonla kaplı olan okul bahçesi, yeşil bir alana dönüşmek üzere ilk adımını atmış.
Peki, neden böyle bir şey yapıyorlar?
Çünkü şehirler beton yığını. Bahçeleri, avluları, okul çevrelerini, hatta ağaçların diplerini bile asfalt ve taşla kaplıyoruz. Yağmur yağdığında su toprağa karışamıyor, kanalizasyona akıyor. Yazın beton ve asfalt sıcağı emip çevreyi daha da ısıtıyor. Toprak kayboldukça bitkiler, böcekler ve kuşlar da yaşam alanlarını kaybediyor.
Tegelwippen’in dahiyane tarafı, bu sorunu çözmek için devasa bir kentsel dönüşüm projesi önermemesi. Tam tersine, sorunu binlerce küçük ve yerel müdahale ile çözmesi. Üstelik bunu vatandaşlara çevre bilinci üzerine uzun nutuklar çekerek değil, onları bir oyunun parçası haline getirerek yapması.
Davranış biliminde buna oyunlaştırma deniyor. Yani insanların normalde sıkıcı, zahmetli veya önemsiz buldukları bir işi, rekabet, ödül, ilerleme ve sosyal katılım yoluyla daha çekici hale getirmek.
Tegelwippen’de sökülen her taş sayılıyor, her katkı görünür oluyor, her belediye komşusuyla yarışıyor. İnsanlar yalnızca çevreye katkıda bulunmuyor; aynı zamanda kendi şehirlerinin başarısının bir parçası oluyor.
Ama bence asıl önemli olan, yarışmanın şehircilik anlayışımıza yönelttiği soru: Bir şehri güzelleştirmek için neden hep bir şeyler inşa etmek gerektiğini düşünüyoruz? Neden bazen tam tersini yapmıyoruz?
Şimdi gelelim İzmir’e.
İzmir’in yeşil alan eksikliği, betonlaşması ve yaz sıcakları hepimizin malumu. Sokaklar neredeyse tamamen sert zeminlerle kaplı. Kaldırımların hali zaten ayrı bir mesele. Kimi yerde kırık dökük, kimi yerde arabalar tarafından işgal edilmiş, kimi yerde ise bir ağacın büyümesine bile izin vermeyecek kadar betonla çevrilmiş.
Elbette İzmir’in yeni parklara, geniş yeşil alanlara ve kapsamlı bir kent planlamasına ihtiyacı var. Ama bunlar yıllar, büyük bütçeler ve siyasi irade gerektiriyor. Peki, bunları beklerken hiçbir şey yapmayacak mıyız?
Neden İzmir’in de bir taş sökme şampiyonası olmasın? İlçeler birbirleriyle yarışmasın? Belediyeler kaldırılabilecek gereksiz beton alanlarını belirlemesin? Vatandaşlar kendi bahçelerinden, apartman avlularından, okul çevrelerinden başlamasın? Sonuçlar herkesin görebileceği bir tabloda yayımlanmasın? Ve bu bir festivale çevrilmesin?
Elbette böyle bir yarışma İzmir’in yeşil alan sorununu tek başına çözemez. Ama binlerce küçük müdahaleyi bir araya getirerek hem somut bir değişim yaratabilir hem de vatandaşların yaşadıkları şehre bakışını değiştirebilir.
İzmir’i daha yaşanabilir hale getirmek için belediyeden ya da devletten bir şey beklemek gerekmiyor. Bazen, yıllardır üzerini örttüğümüz toprağı yeniden ortaya çıkarmamız yeterli.
Belki İzmir’de de artık bazı taşları yerinden oynatmanın zamanı gelmiştir.


YORUMLAR