OCAKSUBAT2026 Günter Soydanbay
Körfezi temizlemek
Körfezi Temizlemek Ege Üniversitesi’nin İzmir kıyılarında yaptığı son bilimsel araştırma, aslında her gün önünden geçtiğimiz, kokusunu duyduğumuz ama gerçek boyutlarını tam olarak kavrayamadığımız bir felaketi tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. 80 farklı noktadan alınan binlerce numune, İzmir Körfezi’nin sadece yaz aylarında balık ölümleriyle gündeme gelen geçici bir sorunla değil, yılın 365 günü devam eden "aşırı" bir kirlilikle boğuştuğunu kanıtlıyor. Özellikle kış aylarında yağan sağanak yağışlar, şehrin tüm atıklarını, poşetlerini ve plastiklerini nehirler aracılığıyla körfeze taşıyor. Bu atıklar denizde birikmekle kalmıyor; güneş ve dalgaların etkisiyle parçalanarak gözle zor görülebilecek kadar küçük mikro plastiklere dönüşüyor. Bu minik parçacıklar sudaki oksijeni tüketiyor, balıkların besin zincirine giriyor ve sonunda soframıza kadar ulaşıyor. Körfez şu anda kendi kendini temizleyemiyor - sanki hasta bir göl gibi, dışarıdan gelen kirlilik yüzünden nefes alamaz hale gelmiş durumda. Ancak çözüm dendiğinde karşımıza hep aynı aşılmaz duvarlar çıkıyor: İzmir'in bu felaketten kurtulabilmesi için yüz milyonlarca dolarlık ileri biyolojik arıtma tesislerinin yapılması ve deniz tabanında yıllardır birikmiş olan zehirli balçığın taranması gerekiyor. Türkiye'nin mevcut ekonomik tablosunda bu ölçekteki yatırımlar, maliyetleri nedeniyle sürekli ertelenen, ileriki yıllara devredilen hayaller haline gelmiş durumda. Siyasetin kutuplaşmış doğası ve merkezi hükümetin İzmir'e karşı tavrı da, bu uzun vadeli projelerin başlamasına engel oluyor. Üstelik toplum olarak zaten uzun vadeli düşünme kültürüne sahip değiliz. Sorunları köklü çözmek yerine hep geçici yamalarla, o an için "idare eder" mantığıyla ilerlemeye alışmışız. Bu alışkanlık, körfez gibi sistemik sorunların sürekli ertelenmesine, kalıcı çözümlerin ise "çok pahalı, çok zor, şimdi olmaz" gerekçeleriyle rafa kaldırılmasına yol açıyor. Biz “ödenek bu sene çıkar mı?" ya da "bu işi kim yapmalı?" diye bekleyeduralım, körfezdeki canlılar sessizce ölüyor. Peki ama, bu mega projeleri beklemekten başka çaremiz yok mu? Dünyada, özellikle okyanus kirliliğiyle mücadelede kullanılan yeni nesil teknolojiler, bize -en azından plastik sorununa- çok daha ucuz ve pratik bir çözüm imkanı sunuyor. "The Ocean Cleanup" gibi oluşumların geliştirdiği ve 2025 yılına gelindiğinde artık etkinliği tartışma götürmeyen sistemler, tam da İzmir’in ihtiyacı olan ara çözümü temsil ediyor. Örneğin, Meles Çayı veya Gediz Nehri gibi körfezi en çok kirleten kanalların ağzına güneş enerjili yakalayıcı bariyerler kurulabilir. Böylece kirliliği daha körfeze girmeden, yani "musluğun başında" durdurabiliriz. Bu sistemler devasa inşaatlar gerektirmiyor; suyun üzerinde yüzerek çöpleri otonom bir şekilde topluyor. Buna ek olarak, yapay zeka destekli görüntüleme teknolojileri sayesinde körfezin neresinde kirlilik biriktiği anlık olarak haritalandırılabilir ve belediyenin kısıtlı imkanları en doğru noktaya yönlendirilebilir. Bu akıllı teknolojileri İzmir’e entegre etmek, devasa arıtma tesislerini ikame etmez ama tesisler bitene kadar geçecek o kritik 5-10 yıllık sürede körfezin tamamen ölmesini engelleyebilir. Bu sistemler sayesinde kışın nehirlere akan poşetlerin denize girip parçalanması önleyebilir, mikro plastik oluşumunun önüne geçebiliriz. Hatta, kirlilik kaynağında durdurulursa, körfezin kendi kendini iyileştirme mekanizmaları yavaş da olsa devreye girebilir. İzmir için asıl hata, "ya hep ya hiç" mantığıyla sadece dev projeleri bekleyip, bugün elimizin altındaki uygulanabilir çözümleri görmezden gelmek. Siyasi tartışmaların ve bütçe yetersizliklerinin gölgesinde kalmadan, bu modüler ve düşük maliyetli teknolojilerle körfeze bugün bir nefes borusu uzatmak mümkün. Yoksa dev projeler bittiğinde, kurtaracak bir körfez bulamayabiliriz.
E-DERGİ İzmir Life şimdi internette.
Tıklayın, okuyun...
Kasım/Aralık 2025 sayısında neler vardı göz atın!
AYIN MEKANLARI PRIMO

Konak Pier’deki yeni İtalyan Primo İzmir’in en önemli gastronomi merkezlerinden Konak Pier, yepyeni ve renkli bir restoranı daha kucakladı. Denize uzanan tarihi dokuda kapılarını açan “Primo”, İtalyan mutfağının sıcak ruhunu İzmir’e taşıdı. Birbirinden lezzetli pizzaları, makarnaları, rizottoları, etleri, salataları ve muhteşem manzarasıyla müşterilerini ağırlayan “Primo”, şarapları, limoncellosu, kokteylleri ve diğer içkileriyle de konuklarına keyifli saatler sunuyor. İtalya Como’da 16 yıl çalışan şef Ertunç Özdemir’in mutfağı, “Primo” ziyaretçilerini adeta İtalya’ya götürüyor ve Napoli, Roma, Milano ruhunu İzmir’de yaşatıyor. Gazeteci Osman Gençer ile kardeşi Hakan Gençer ve oğlu Arman Gençer’in birlikte açtıkları “Primo”, her gün saat 12.00 ile 22.00 arası hizmet veriyor. “Primo”, kalitesinin yanında fiyat dengesiyle de dikkat çekiyor. Açıldığı ilk günden itibaren b...

[Devamını Oku...]

MARDARINN

Mandarinn Son yıllarda doğal güzelliklerinin yanı sıra zengin gastronomi seçenekleri ile öne çıkan İzmir’in Karaburun ilçesi, bu alanda önemli bir başarıya imza attı. Yerel lezzetleri çağdaş yorumlarla buluşturmak amacıyla 2022 yılından bugüne hizmet veren Mandarinn Karaburun, uluslararası gastronomi rehberlerinden Gault & Millau 2026 tarafından “Gourmet Table – Chef Restaurant” kategorisine alındı. Bu seçkiyle birlikte Karaburun’dan ilk kez bir restoran, uluslararası bir gastronomi rehberinde yer almaya hak kazandı. Karaburun'un kimliğini taşıyan mutfak Hilmi Akyol ve Özer Koçak tarafından, ilçenin doğallığını ve sürdürülebilirlik anlayışını merkezine alarak 2022 yılında kurulan kurulan Mandarinn Karaburun, mutfağını Şef Gökhan Altay liderliğinde şekillendiriyor. Restoranın mutfak anlayışı; deniz ve kara ekosistemlerinin sunduğu çeşitliliği menüye yansıtan bütüncül bir bakış üze...

[Devamını Oku...]