TEMMUZAGUSTOS2024 Avram Ventura
Düşünce ya da eylem
DÜŞÜNCE YA DA EYLEM AvramVentura Düşünmek ciddi bir iştir; ama nedense birçoğumuz için, o denli önemli olmuyor. Diyojen gibi fıçımızı yuvarlıyor, alışkanlıklarımızla yaşantımızı sürdürüyoruz. Adamın biri dükkânının önünde sessizce otururmuş. Onu gözleyen biri dayanamayıp sormuş: “Böyle günlerce içine kapanmış ne yapıyorsun?” “Hiç, yalnızca düşünüyorum.” diye yanıtlamış. “Peki, kaç gündür sürekli nasıl düşünebiliyorsun?” Adam gülümseyerek şöyle demiş: “Bak dostum, düşünmek günah işlemeye benzer. Onu hiç yapmayanlar, ondan korkarlar; oysa uzun zaman buna alışmış olanlar, onu severler.” Haruki Murakami, romanının kahramanı Tsukuru’yu tanımlarken, onun ölümü düşünmediği zamanlarda hiçbir şey düşünmediğini, bunun da çok zor bir şey olmadığını söylüyor. Gazete okumuyor, televizyon izlemiyor, müzik dinlemiyor... Kendimi romanın kahramanı yerine koyup soruyorum: Çok mu zor, hiçbir şey düşünmemek? Herkes için kolay olmasa gerek! Kendi payıma bunu yapabileceğimi sanmıyorum. Tüm algı kapılarımı kapatabileceğimi, yaşama ve dünyaya dair olumlu ya da olumsuz ne varsa hepsini görmezliğe gelebileceğimi, seslere kulaklarımı tıkayabileceğimi, olaylara duyarsız kalabileceğimi… Hiç sanmıyorum! Gazeteleri okumayacak, televizyonda haberleri izlemeyecek miyim? Kendimi kitaplardan uzak mı tutacağım? Robenson gibi ıssız bir adada yalnız başıma yaşamadığıma göre, tüm bu söylediklerim tümüyle olanaksız görünüyor. Peki, o zaman da okuduklarımdan, izlediklerimden etkilenmemek olası mı? Bu soruya da olumlu bir yanıt veremeyeceğimden, benim için düşünmeden yaşamanın çok zor olduğunu söyleyebilirim. Asaf Halet Çelebi, Mâra adlı şiirinde “düşünmeden yaşayalım” diyor. Bu sözler de farklı anlamlarda ele alınabilir. Hiçbir şeyi, hiç kimseyi umursamadan yaşamak olabilir ya da hayat o denli önemli ki, onun üstünde çok düşünerek, değerini yitirmemek de olabilir! Düşünme eylemi, günlük yaşamda çoğu kez olumsuzlukla nitelendiriliyor. Sanki önemli bir sorunumuz, bir kaygımız varmış da, o yüzden düşüncelere dalıyoruz. Varsa yoksa eylem! Ayrıca maddesel değerlerle kıyaslanamadığı için düşünmek, boş zaman geçirmek gibi de algılanabiliyor. Oysaki konu ne olursa olsun, yapılacak işin önce zihinde tasarlanması, onu yapmaktan daha önemlidir. Özellikle bilim adamları ve sanatçılar için! Nikola Tesla bir süre Edison ile birlikte çalışmış, sonra yollarını ayırmışlar. Tesla bu süre içindeki izlenimleri anlatırken şöyle diyor: “Edison samanlıkta bir iğne arayacak olsa, iğnenin nerede olabileceğini durup düşünmeden bir balarısının azmiyle işe koyulurdu, aradığı nesneyi bulana kadar sapla samanı birbirine katardı… Oysa küçük bir teori ve hesaplamayla, harcadığı emekten yüzde doksan tasarruf edebilirdi.” Tesla kendisi için farklı bir yöntem uyguladığını söylüyor. Asıl işe koyulmak için acele etmiyor. Diyelim ki bir aygıt yapmayı düşünüyor. Bunu önce hayalinde canlandırıyor, yapısıyla oynuyor, değiştiriyor, iyileştiriyor. Zihninde son şeklini aldığında da çalıştırıyor. İcadında düşünebildiği her türlü geliştirmeyi işleme koyup da, hiçbir yerinde hata göremediği zaman, bu son ürüne somut bir şekil vererek üretime geçiyor. Tesla, bu doğrultuda icat ettiği her aletin, aynı düşündüğü şekilde çalıştığını ve yaptığı deneylerin planladığı gibi sonuçlandığını da söylüyor. Sözün başına dönersek: Önce düşünce mi, yoksa eylem mi? Sanırım bu soruya vereceğimiz yanıt, Doğulu ve Batılı ülke insanlarının çalışma yöntemi arasındaki farkı da ortaya koyacaktır.
E-DERGİ İzmir Life şimdi internette.
Tıklayın, okuyun...
Eylül/Ekim 2025 sayısında neler vardı göz atın!
AYIN MEKANLARI GÜL KEBAP

İşte istisna mekânlardan biridir Gül Kebap... Kuruluş tarihi 1949. Gül Kebap’ın özelliği sadece “iyi köfte” yapıyor olması değil. Gül Kebap yetmiş altı yıldır aynı yerde ve dördüncü kuşağın yönetiminde. “Sefer tası” misali üç katlı daracık mekânında müdavimlerinin vazgeçemediği adres. Hayranlık uyandıracak bir çaba değil midir bu? İşini, kalitesini koruyarak yapan tam bir aile işletmesi… Kurucu Mehmet Ali Gülgeze, Girit’in üçüncü büyük şehri Resmo’dan İzmir’e göçle gelmiş. Çanakkale’de savaşmış. Bayrağı, ikinci kuşak oğulları Mustafa ve Muhsin Gülgeze devralmış… Ardından torun Hüsnü Gülgeze. Ve bugün dördüncü kuşak Hüsnü’nün oğlu Burak Muhsin işin başında. “Bir Kemeraltı klasiği” olarak Gül Kebap, esnaf lokantası köfteciliğini ilk günden bugüne değişmeyen formül ve sunum geleneğiyle tavizsiz sürdürüyor.

FİLİBELİ HAN

Filibeli Han Eski İzmirlilerin hatıralarındaki Şükran Oteli, özenli bir yenileme süreci sonrasında sahiplerinin soyadını alan "Filibeli Han" Kemeraltı Çarşısı'nın yeni cazibe merkezi olarak hizmete açıldı. Günümüz ihtiyaçlarına uygun yiyecek içecek mekanlarının yer aldığı Filibeli Han'ın üst katı da keşke çeşitli el sanatları üretiminin yapıldığı atölyelere açılsa... Bizim dikkatimizden kaçmış olabilir ama binanın kısa bir tarihinin yabancı dilleri de kapsayacak şekilde bir köşede yer alması çok doğru olurdu diye düşünüyoruz.

BOŞNAKYA

Boşnakya Filibeli Han'ın yan sokağa açılan çıkışında sevimli olduğu kadar lezzetli ürünler sunan "Boşnakya" isimli bir mekan var. Kıymalı Boşnak böreği, peynirli, patatesli ve patlıcanlı börekler, yaprak sarma ve haşhaşlı börek gibi lezzetlerin ağız sulandırdığı mekanda demli bir çay veya reyhan şerbeti yanında poğaçalar ve harika tatlılar deneyebilirsiniz.Antakya'nın çıtır kabak ve kömbesi, bougatsa Selanik tatlısı, medovik Rus pastası, triliçe tatlıları sizi bekliyor. Cuma günleri menüye mantı da ekleniyor. Boşnakya'ya uğramayı ihmal etmeyin.