OCAKSUBAT2026
NAFİ ÇİL SERGİSİ
Nafi Çil Sanatı ve “Zamanın Mağarasında” Sergisi Mimar -Ressam Nafi Çil’in “Zamanın mağarasında” başlıklı sergisi, uzun zamandır eserlerini takip ettiğim sanatçının resimlerinden oluşan tematik bir seçkiyi, mekanla son derece bütünleşmiş bir atmosfer içinde izleyicilerle buluşturuyor. Güneşli bir Aralık gününde Urla Yağcılar Köyü’ndeyiz. Urla Bağ yolunda, Urla’nın kuzey ve güney kıyılarının değdiği iki denizin tam ortasında yer alan ve Serhat Akbay Mimarlık tarafından tasarlanan şarap üretim tesisi bünyesindeki “İkidenizarası Gallery,” açılışını bu özel sergi ile duyuruyor. Yağcılar Köyü, henüz köy olma özelliğini kaybetmemiş, masumiyetini koruyor. Bağların arasından geçip galeriye varıyoruz. Oldukça kalabalık bir açılış...Nafi Çil’in resimlerini tanıyorum, biliyorum; ancak bu resimleri okuyucuya aktarırken yeterince açık ve anlaşılır olup olamayacağım konusunda bir tereddüt taşıyorum. Nafi Çil’in 2015 yılında yazdığı ve imzalayıp bana takdim ettiği iki değerli kitabını tekrar okuyorum.” Mimar Olmak” ve “Evrensel Mimarlığın Dünyasında Resim ve Heykel Sanatının Yeri” ...Kitapların satırları arasında gezinirken Nafi Çil’in mimarlık ve ressamlık serüvenini ve her iki disiplinin inceliklerini; edebiyat, mimarlık tarihi, felsefe ve kendi anıları ile kesiştirerek anlatması; beni kendi geçmişime, okul yıllarıma götürüyor; bildiklerimi yeniden tazelememe vesile oluyor. Nafi Çil’i, önce ressam olma arzusu, sonra mimarlığı seçme serüveni ve bu iki disiplinin birbirini destekleyip zenginleştirdiği bir dünyanın çok emek vermiş bir yolcusu olarak tanımlamak geliyor içimden... Çünkü bu sergideki resimler mimarlık ve resmin güçlü bir sentezini taşıyor. Tüm bunları okuyucuyla paylaşarak, anlatmanın ağırlığını biraz olsun hafifletebilir miyim diye düşünüyorum. Yazıya başlarken, sergiyi anlatmak, eserleri hakkında söz söylemekti asıl amacım. Fakat zengin kişiliği, mimarlık ve ressamlık disiplinlerindeki engin bilgisi beni söylenecek sözlerin çokluğu ile baş başa bırakıyor. Okuyucuya diyeceğim o ki, bu kitapları okumanızı tavsiye ederim. Urla Yağcılar Köyü’ndeki Sergi... Dikdörtgen biçimde brüt beton bir mekânın karşılıklı uzun duvarlarında yer alıyor. Resimler birbirleriyle sessiz bir diyalog kuracak biçimde asılmışlar. Bazı resimler sanki fısıldaşır gibi birbirine daha yakın dururken, bazıları diğerlerine daha uzak, tek başına… Kfarşılıklı iki duvarda farklı ama birbirini tamamlayan iki grup resim yer alıyor. Sessiz tepelerin ardında iki denizin ortasında, üzüm bağları arasında dinginlik ve sadelik içinde zamana meydan okuyorlar... İlk bakışta kolayca tanımlayabileceğimiz bir resim anlayışına yaslanmıyor Nafi Çil’in resimleri…Bir yanıyla mimari yapının parçaları gibiler ama bir diğer yandan da resmin dışındaki her şey atılmış, ayıklanmış ve resim bir sıfır noktasına götürülmüş... Soyut ile figüratif arasında denge kuran bir resim anlayışı ... Nafi Çil’in özellikle bu sergideki resimleri modern zamanların izleyicisini, dünyayı insan varoluşundan önceki bir yer olarak incelemeye davet ediyor. ‘Çağdaş İnsan varlığı’ kuramıyla, insanı gün ışığına çıkarması ile daha önceki sergilerden tanıdığımız Nafi Çil’in resimleri bu sefer, insanın olmadığı, belki ondan önceki kadim bir zamana götüren özgün eserlerin seçkisi ile izleyiciyi alışılmadık bir hikâyenin içine alıyor. Akatünvel sanat anlayışı, sanatçının sanat yolculuğunun şifresi... Bir taş bloğun üzerine çizilmiş taş çiziğinden oluşan arkaik bir formda ve gerçekliği temsil etme zorunluluğu ile kullanılmamış renk özellikleriyle karşımıza çıkıyor. Nafi Çil, duvar yüzeyini hareket noktası olarak alıyor, amacı doğayı, doğasalı vermek, nesneyi zamanın yıprattığı yüzeylerin dili ile ifade etmek. Resimlerde Arkaik biçim içinde soyutlamalar karşımıza çıkıyor, figür bir insan mı? zaman ve uzayda belirtilemeyen figür ya da soyut bir form mu? zaman ve kâinatta yeri tanımlanamaz belirtilemez canlılar mı? bu biçimler nerededir ve hangi zamandadır bilinmez. Renk Nafi Çil’in resim anlayışında önemlidir ve çok çeşitlilik de kazanabilir, ancak zaman zaman oldukça çarpıcı renklerle yaptığı, erotik dünyaya ait resimleri ya da kozmik bir peyzajı andıran, hayranı olduğu Kandinsky’nin soyut diline yakın resimlerini de bildiğim Nafi Çil resimleri bu sergide yok. Burada doğanın nötr renkleri hakim. Nafi Çil’in eserleri ile bütünleşmek isteyen kişiler, eserler karşısında sanatın tinsel varlığı ile buluşma çağrısına kendini bırakmalı. Onun resimleri, evrensel değerler içindeki çağdaş sanata, düşünsel boyutta yeni bir dünya görüşü kazandırmak amacı güder... Estetik planda, görsel sanatlar alanında insanın arkaik değerleri ile çağdaş evrensel değerleri arasındaki çelişkiden yeni bir gerçekliği yaratmak çabasına dayanan Akatünvel Akımı ile tanıştırır izleyiciyi. Eserlerinde, armoni “Doğa Armonisi” kavramının dışında” Tinsel Armoni” anlayışını benimser. Bu anlayışa göre insan varlığı ve insan varlığının ifadesi, salt armoninin arkasında kalır. Bu tavır içinde yüce değerlerin, aklın, matematiğin temellendirdiği bir başka armoni karşımıza çıkar...Yüzyılımızın başında soyutlaşmaya başlayan bilim ve felsefe disiplinleriyle aynı paraleldedir. Nafi Çil’in armoni anlayışında ilgi objesi insandır, insan figürüdür. Soyut armoni anlayışında soyut figürcülük diyebiliriz. Figürlerin deformasyonları arkaik atmosfer içinde oluşur; resimlerinde Taş Dokusu resimsel bir kategori olarak ele alınır. Renkler çoğunlukla taşsal bir varlığa dayanır, arkaik bir ifade biçimi içinde soyutlaşır. Sessiz bir dinamizm, dinginlik ve sadelik bir estetik kategori olarak vurgulanır. Nafi Çil, resim sanatının matematiksel temelli estetik bir armoni olduğuna inanan ve bir insanın bu matematiksel estetiği sanatçı anlamında ve de yaratıcı boyutta, çağımızda öğrenmesi gerektiğini savunan bir sanatçıdır. Akatünvel Sanat Ekolü, özgün sanatsal uygulamalarını kuramsal planda bir felsefi temel üzerine kuran, bir plastik sanatlar ekolüdür, felsefesi “Çağdaş insan varlığı kuramı” üstünde yer alır ve ontolojik biz temel üzerinde yükselir... Değişmez ana tema hızla değişen ve mekanikleşen dünyada insanın kırılganlığına karşı, insanın dünyadaki varlığının hatırlatılmasıdır. Resimlerindeki figürler taş bloğu üzerine çizilmiş taş-çiziklerden oluşuyor gibidir, taşın seçilmesinin nedeni ise, onun yok olmaya en dirençli arkaik bir form olmasıdır. Bir mimar olarak Nafi Çil için taş zaten en eski ve dayanıklı malzeme oluşuyla onun yapılarının da ayrılmaz bir parçası. Taşı kullanamadığı durumlarda ise brüt beton, onun heykelsi etkiyi sağlayan eşdeğer bir malzemesi olur. Bu yeni galerinin Nafi Çil’in resimleriyle kurduğu uyum da tam olarak buradan güç alıyor. “Zamanın Mağarasında” Sergisinde taş ile birlikte mağara teması da yer alıyor. Mağara hem çok eski bir mekân hem de çağdaş sanatın galerisi mi aynı zamanda?... Bu serginin ilginçliği bize zamanı zamansızlıkla anlatması. Resimler bir resim olmaktan öte katmanların yolculuğu, katmanlar örter üst üste eklenerek ışığın içinde anlam aratıyorlar izleyiciye. Kompozisyonlarda soyut geometri ince hesaplarla gizlice hissedilir dersiniz ki bu çizgi ya da düzlem sadece ve sadece burada olmalıdır, kararlıdır kesindir yerleri...Ve sanki ezelden beri orada durmaktadır. Bu derin ve çok anlamlı resimlerin olduğu Sergi 20 Ocak 2026 tarihine kadar Salı hariç 13.00-19.00 saatleri arasında henüz gezmemiş olan ziyaretçileri bekliyor. Ayrıca, eş zamanlı olarak Nafi Çil’in iki resmini Kültürpark, Mehmet Tüzüm Kızılcan Galeri’de açılan “İzmir Işığında İz Bırakanlar” başlıklı karma sergi içinde görmek de mümkün. Her iki sergiyi de kaçırmamanızı tavsiye ediyorum. Konuya ilgi duyanlar için iki kitap öneresiyle bitirmek isterim 1- İsmail Tunalı, Sanat Ontolojisi Temelinde Yeni bir resim Anlayışı 2-Nafi Çil, Evrensel Mimarlığın Dünyasında Resim ve Heykel Sanatının Yeri Ayşe Perin Tatari
E-DERGİ İzmir Life şimdi internette.
Tıklayın, okuyun...
Kasım/Aralık 2025 sayısında neler vardı göz atın!
AYIN MEKANLARI PRIMO

Konak Pier’deki yeni İtalyan Primo İzmir’in en önemli gastronomi merkezlerinden Konak Pier, yepyeni ve renkli bir restoranı daha kucakladı. Denize uzanan tarihi dokuda kapılarını açan “Primo”, İtalyan mutfağının sıcak ruhunu İzmir’e taşıdı. Birbirinden lezzetli pizzaları, makarnaları, rizottoları, etleri, salataları ve muhteşem manzarasıyla müşterilerini ağırlayan “Primo”, şarapları, limoncellosu, kokteylleri ve diğer içkileriyle de konuklarına keyifli saatler sunuyor. İtalya Como’da 16 yıl çalışan şef Ertunç Özdemir’in mutfağı, “Primo” ziyaretçilerini adeta İtalya’ya götürüyor ve Napoli, Roma, Milano ruhunu İzmir’de yaşatıyor. Gazeteci Osman Gençer ile kardeşi Hakan Gençer ve oğlu Arman Gençer’in birlikte açtıkları “Primo”, her gün saat 12.00 ile 22.00 arası hizmet veriyor. “Primo”, kalitesinin yanında fiyat dengesiyle de dikkat çekiyor. Açıldığı ilk günden itibaren b...

[Devamını Oku...]

MARDARINN

Mandarinn Son yıllarda doğal güzelliklerinin yanı sıra zengin gastronomi seçenekleri ile öne çıkan İzmir’in Karaburun ilçesi, bu alanda önemli bir başarıya imza attı. Yerel lezzetleri çağdaş yorumlarla buluşturmak amacıyla 2022 yılından bugüne hizmet veren Mandarinn Karaburun, uluslararası gastronomi rehberlerinden Gault & Millau 2026 tarafından “Gourmet Table – Chef Restaurant” kategorisine alındı. Bu seçkiyle birlikte Karaburun’dan ilk kez bir restoran, uluslararası bir gastronomi rehberinde yer almaya hak kazandı. Karaburun'un kimliğini taşıyan mutfak Hilmi Akyol ve Özer Koçak tarafından, ilçenin doğallığını ve sürdürülebilirlik anlayışını merkezine alarak 2022 yılında kurulan kurulan Mandarinn Karaburun, mutfağını Şef Gökhan Altay liderliğinde şekillendiriyor. Restoranın mutfak anlayışı; deniz ve kara ekosistemlerinin sunduğu çeşitliliği menüye yansıtan bütüncül bir bakış üze...

[Devamını Oku...]