OCAKSUBAT2026
URLA HİKAYELERİ 1
Urla sokaklarında gizemli hikâyeler (1) MEHMET GÜLÜMSER Urla, benim kutsal saydığım topraklar içindedir. Örneğin antik dünyada yaşamış olsaydım ve bana “Sevdiğin bir mitolojik tanrıça için tapınak inşa etmek istesen, nerede yapmak isterdin" diye sormuş olsalardı? Cevabım, hiç düşünmeden "Urla" olurdu. Urla’nın coğrafi konumu, bitki örtüsü, insanlarının sakinliği, beni bu konuda etkileyen artılarıdır. Yani burayı o kadar değerli bulurum. Mahalleleri benim için çok ayrıcaklıdır. Örneğin Çeşmealtı; Urla’nın sevdiğim mahallerinin başında gelir. Çünkü annem ve kız kardeşim burada ikamet eder. Her 14 günde bir onlara uğrarım. Akşamları sahilinde yürüyüş yapar, kafelerinde dostlarımla akşam sohbetlerine dalarım. İskele'nin ise benim için apayrı bir değeri var. Urla’ya her geldiğimde İskele'ye uğramadan geçemem. Mekânlarında akşam yemekleri, deniz kenarındaki kafelerinde çay sefaları yaptığım, belki tanrıça Afrodit’in ayak izlerini bulurum diye antik dünyaya daldığım ve çok sevdiğim rahmetli babamın istirahata çekildiği yerdir. Her uğradığımda mezarını ziyaret eder dualarımı ondan eksik etmem. Şarkılarını zevkle dinlediğim Tanju Okan’ın özdeşleştiği semttir. Urla merkezdeki tarihi yapılar ise beni geçmişte yolculuğa çıkarır. Her gidişimde ara sokaklarına dalar, geçmişin ruhunu ararım. Gördüğüm her eski bina geçmişin bir hikâyesini anlatır. Geçen haftalarda yine Urla merkezde şöyle bir dolaştım. Çeşitli mekânlara uğradım. Öyle ilginç hikâyeleri olan kişilerle tanıştım ki anlatamam. Her birinin romana dönüşecek öyküleri var. Çoğu hep dışarıdan gelip kendini Urla’nın sıcak kucağına atmışlar. “Onun huzurlu atmosferinde yaşamak istiyoruz” diyorlar. Urla’da yaşayan meslektaşım İdil Hanım bizi bir cam stüdyosuna götürdü. İlk defa görüyordum burayı. Camların hikâyeye dönüştürüldüğü bir yer… İki genç girişimci harap olmuş eski bir zeytinyağı işliğini, özgünlüğünü koruyarak cam işleme atölyesine çevirmişler. Burada Çekya cam hammaddesi kullanarak el yapımı kalıpsız cam eserler üretmekteler. Zeynep Korun, 2023 yılında lisans öğrenimini İngitere’de bulunan Arts University Plymouth 3D Crafts and Desingn bölümünde tamamlamış. Stajını ünlü cam stüdyosu London Glasblowing'da yapmış. 2023 yılında Contemporary Glass Society’nin Grauduate Review dergisi için yapılan yarışmada bir eseri üçüncülük almış. Yine İngitere’de, İtalya’da çeşitli stüdyolarda ünlü ustalarla çalışmış. Kızımız bu mesleğe gönül vermiş biri. Bir dakika boş durmuyor. Birlikte çalıştığı arkadaşı Oraltay Canıtez’in öğretim hayatı ise şöyle: Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Cam Bölümünde lisans öğrenimini tamamlamış. Bienal ve festivallerde görev alıp, E. Walker, G.Feenan ve M. Grodet gibi dünyanın ünlü sanatçılarıyla çalışmış. Bu ikili öğrenim gördükleri İngiltere’de tanışmışlar. Ve şimdi ülkeye dönüp bu stüdyoyu kurmuşlar. Doğru da yapmışlar. Bilgilerini görgülerini zevkle icra ediyorlar. Bu muhteşem atölyenin kurulmasında ailenin desteği olmuş. Bizim ziyaretimizde anne Korun Hanım da oradaydı. Hissettiğimi söyleyeyim, aile gençlerin hep arkasında hem maddi hem de manevi olarak. Gençler bu sanatı icra etmelerindeki misyonlarını; cam sanatını yaşatmak, tanıtmak ve sevdirmek olarak ifade ediyorlar. Zaman zaman isteyenlere cam işleme sanatını deneyleme yaptırıyorlarmış. Bu denemeler en az 16 saat olarak tasarlanmış. Bu zaman süreci sonrası kursiyerler, vazo veya bardak yapacak konuma geliyorlarmış. Atölyenin ön tarafında ürettikleri özel yapım eserlerini satış için sergiliyorlar. Çeşitli kurumlara ve belediyelere özel tasarım eserler de yapıyorlarmış. Camın İşlenişi hiç de kolay değilmiş! Atölyenin içine girdiğimizde sol tarafta gürül gürül ses çıkararak yanan bir fırın dikkatimi çekti. Bu fırın 7 gün 24 saat yanıyormuş. Kışın onun karşısında durmak iyi de yazın dayanılır gibi değildir herhalde. Fırın, her ne kadar doğalgaz ile ısıtılsa da 24 saat her gün sönmeden yanması, cam işçiliğinde maliyeti çok yükseklere çıkarıyormuş. Bir küçük objenin belki fiyatı size pahalı gelse de, bu fırının günlerce yandığının hesabını yaparak yorum yapmak gerekiyor. Yurt dışından satın alınan şeffaf cam hammaddesi fırının içine her saat başı kürek yardımıyla atılırmış. Camı fırına yükleme işine şarj etme diyorlar. Cam, ilk 4 saat yüksek ısıda fırının içinde bekletiliyor sonra 24 saat boyunca düşük ısıda kalıyormuş. Bu bekleme anında hava kabarcıkları yok edilirmiş. Yani cam bu esnada rafine oluyormuş. Cam hamuru, balmumu kıvamına gelince de işlenmeye başlanılıyormuş. Ancak her objenin şekli önce bilgisayarda tasarlanıyor sonra kendi becerileriyle uygulamaya geçiliyormuş. Bu cam işçiliği, dışarıdan görüldüğü gibi öyle kolay değil. Bu sanatın olmazsa olmazı pipo denen uzun bir çelik boru. Onunla bir ölçü ergimiş cam fırının içinden alınıyor. Sonra üflenerek cam hamur şişiriliyor ve düz masada işleniyor. İkinci kez tekrar fırının içine sokuluyor bir ölçü daha cam hamuru ekleniyor. Renklendirme için toz boyalardan yararlanılıyor. Boyalarla camın halvet olması için tekrar cam fırının içine döndürülerek, sokuluyor. Üfleme işlemiyle elde edilen objeyi pipodan ayırmak, için su dökülüyor. Eser, çelik pipoya hafif bir tık vuruşla pipodan ayrılıyor. Bu esnada zamanla yarışılıyor. Sanatı icra ederken bilgi beceri ortaya çıkıyor. Hata yapma lüksleri yok. Titiz bir çalışma gerekiyor. Bir ustanın gerçek bir eser ortaya koyabilmesi için en az beş yıl boyunca düzenli cam işlemesi gerekiyormuş. Gördüğünüz gibi bu sanat öyle kolay bir sanat değil. Öncelikle gerçek bir eğitim almak gerekiyor. Vizyon sahibi olmak ve bu işe gönül vermek lazım. Sonra mali sorunun çözümü gerekir. Bunların bir araya gelmesi cam işleme sanatında ilerlemeyi sağlıyor. Biz bu hafta ordaydık. Bu konuda bilgi sahibi olmaktan mutluyum. Sizlerle duyduklarımı ve gördüklerimi paylaşıyorum. Kendi adıma bu genç girişimcileri kutluyorum.
E-DERGİ İzmir Life şimdi internette.
Tıklayın, okuyun...
Kasım/Aralık 2025 sayısında neler vardı göz atın!
AYIN MEKANLARI PRIMO

Konak Pier’deki yeni İtalyan Primo İzmir’in en önemli gastronomi merkezlerinden Konak Pier, yepyeni ve renkli bir restoranı daha kucakladı. Denize uzanan tarihi dokuda kapılarını açan “Primo”, İtalyan mutfağının sıcak ruhunu İzmir’e taşıdı. Birbirinden lezzetli pizzaları, makarnaları, rizottoları, etleri, salataları ve muhteşem manzarasıyla müşterilerini ağırlayan “Primo”, şarapları, limoncellosu, kokteylleri ve diğer içkileriyle de konuklarına keyifli saatler sunuyor. İtalya Como’da 16 yıl çalışan şef Ertunç Özdemir’in mutfağı, “Primo” ziyaretçilerini adeta İtalya’ya götürüyor ve Napoli, Roma, Milano ruhunu İzmir’de yaşatıyor. Gazeteci Osman Gençer ile kardeşi Hakan Gençer ve oğlu Arman Gençer’in birlikte açtıkları “Primo”, her gün saat 12.00 ile 22.00 arası hizmet veriyor. “Primo”, kalitesinin yanında fiyat dengesiyle de dikkat çekiyor. Açıldığı ilk günden itibaren b...

[Devamını Oku...]

MARDARINN

Mandarinn Son yıllarda doğal güzelliklerinin yanı sıra zengin gastronomi seçenekleri ile öne çıkan İzmir’in Karaburun ilçesi, bu alanda önemli bir başarıya imza attı. Yerel lezzetleri çağdaş yorumlarla buluşturmak amacıyla 2022 yılından bugüne hizmet veren Mandarinn Karaburun, uluslararası gastronomi rehberlerinden Gault & Millau 2026 tarafından “Gourmet Table – Chef Restaurant” kategorisine alındı. Bu seçkiyle birlikte Karaburun’dan ilk kez bir restoran, uluslararası bir gastronomi rehberinde yer almaya hak kazandı. Karaburun'un kimliğini taşıyan mutfak Hilmi Akyol ve Özer Koçak tarafından, ilçenin doğallığını ve sürdürülebilirlik anlayışını merkezine alarak 2022 yılında kurulan kurulan Mandarinn Karaburun, mutfağını Şef Gökhan Altay liderliğinde şekillendiriyor. Restoranın mutfak anlayışı; deniz ve kara ekosistemlerinin sunduğu çeşitliliği menüye yansıtan bütüncül bir bakış üze...

[Devamını Oku...]