OCAKSUBAT2026
KİLİSEDEN ÇINARLI CAMİSİNE UZANAN YOLCULUK
1880 Hagios Georgios Kilisesi’nden Çınarlı Camisi’ne uzanan yolculuk IŞIK TEOMAN Kiliselerin camiye dönüştürülmesine Hristiyan camiasının uzun yıllar boyunca karşı çıktığı bilinen bir gerçek. Ancak bugün camiye dönüştürülen bu yapıların tamamı dimdik ayakta duruyor; vakıflar tarafından koruma altına alınarak özenle restore edilmiş ve ibadete açık biçimde yaşatılıyor. Beş vakit ibadetin yapıldığı bu mekânlar tertemiz; avluları düzenli olarak temizleniyor ve yapılar pırıl pırıl korunuyor. Buna karşılık olumsuz örnekler de yok değil. Aya Triada Kilisesi, uzun yıllar boyunca depo olarak, hatta tütün deposu şeklinde kullanılmış; bu yanlış ve ilgisiz kullanımın sonucu olarak günümüze çatısı çökmüş, bakımsız ve perişan bir halde ulaşabilmiş. 13 Nisan Caddesi üzerinde yer alan bu yapı, bugün restore edileceği günü adeta sabırsızlıkla bekliyor. Osmanlı’nın hüküm sürdüğü pek çok ülkeyi ziyaret ediyoruz. Ne yazık ki bu ülkelerdeki camilerin büyük bir bölümü bakımsız, kaderine terk edilmiş ve harap durumda. Kimse alınmasın, gücenmesin; biz nasıl kiliseleri camiye dönüştürerek yaşatıyorsak, onlar da camileri kiliseye dönüştürsünler. Hiç olmazsa bu yapılar yıkılıp yok olmasın. Sonuçta yapı yaşamaya devam eder ve içinde ibadet sürer. Tabi cami olarak hiç olmazsa “Cami Müze” olarak bile değerlendirilebilir. Ayvalık’ta Taksiyarhis Anıt Müzesi en iyi ve başarılı örneklerden biri, hem de Ayvalık’ın ilk kilisesi olarak biliniyor. Neden anıt müze olmasın? Örneğin Midilli’de, Çarşı Caddesi üzerindeki caminin minaresinin yarısı yok, çatısı bulunmuyor ve ciddi bir restorasyona ihtiyaç duyuluyor. 500 yıllık bu yapı en azından cami olarak kullanılmasa bile “Anıt Müze” olarak değerlendirilebilir diye düşünüyorum. Buna karşılık Ayvalık’ta, kiliselerin özgün dokusuna zarar verilmeden camiye dönüştürülmesi sayesinde, yıllar önce inşa edilmiş bu anıt yapılar bugün hâlâ ayakta. Geçtiğimiz hafta şiddetli rüzgârın ardından Saatli Cami’nin saatinde hasar oluşmuş, Vakıflar hemen devreye girerek gerekli bakımı yapmış ve saat kısa sürede yeniden çalışır hale getirilmişti. Bu örnek bile ülkemizde anıt yapıların nasıl sahiplenildiğini gösteriyor. İster kilise camiye dönüşsün, ister cami kiliseye Anlatmak istediğim son derece net: Anıt yapıların korunması ve gelecek kuşaklara emanet edilmesi. İster kilise camiye dönüşsün, ister cami kiliseye… Önemli olan bu kültürel mirasın yaşatılması. Ülkemizin pek çok yerinde benzer örnekler vardır; ancak Ayvalık’ta bu durum çok daha belirgin. Bu anıt yapıları, gelin, görün, gezin, isterseniz ibadetinizi yapın, bu güzelliklerin ve emanetlerin kıymetini birlikte bilelim. Bu örneklerden yola çıkarak, 1880 yılında ibadete açılan Hagios Georgios Kilisesi’ne bakalım. Mübadelenin ardından kentte Rum nüfus kalmayınca kaderine terk edilen yapı, daha sonra Çınarlı Cami’ye dönüştürülmüş. Çok da yerinde bir kararla, Hamdibey Mahallesi’ndeki bu tarihi yapı yeniden hayat bulmuş; bugün geleni gideni, ziyaret edeni eksik olmamaktadır. Yapımının üzerinden 146 yıl geçen Hagios Georgios Kilisesi’nin, Çınarlı Cami’ye uzanan yolculuğu başlı başına bir miras hikâyesidir. (1880 Hagios Georgios Kilisesi) Çınarlı Camisi mimari özellikleri 1870’lerden sonra bazilikal plan tipolojisi terk edilmiş; yeni kiliselerde neoklasik cephe anlayışıyla birlikte haç plan tipolojisi kullanılmaya başlanmıştır. Hagios Ioannes (1870) ve Hagios Georgios (1880) kiliseleri, bu plan tipolojisinin Ayvalık ilçe merkezindeki önemli temsilcileridir. Hamdibey Mahallesi’nde yer alan haç planlı Hagios Georgios Kilisesi, 600 metrekarelik kapalı alanı ve 2.800 metrekarelik geniş avlusuyla yerleşimdeki en büyük ve en yüksek kilise yapısıdır. Üç nefli, doğu–batı doğrultusunda uzanan kapalı naosu olan yapının içten yuvarlak, dıştan üç cepheli apsisi bulunur. Batı cephesinde ise narteks bölümü yer alır. Kiliseye giriş, batı cephesinde yarım daire biçiminde düzenlenmiş yedi basamaklı bir merdivenle çıkılan podyum üzerindeki narteksten sağlanır. Cephe düzeni, yatay ve dikey kompozisyonlarla hareketli bir görünüm sunar. Batı cephe, üç dikey ve iki yatay bölüme ayrılmıştır. Ortada silindirik gövdeli, iyon başlıklı ve yivli sütunlara oturan kemerlerin oluşturduğu beş açıklık bulunur. Giriş katındaki revaklı düzende, naosa geçişi sağlayan üç kapı yer alır. Bu kapıların arasında taş söveli dikdörtgen pencereler görülür. Aynı düzen, üst katta da yinelenmiştir. Alt ve üst katlar, kalın yatay silmelerle birbirinden ayrılır. Üst kat cephesinde yuvarlak kemerle kuşatılmış dikey bir alan üzerine üçgen alınlık bindirilmiştir. Kemer alınlığının içinde, ikiz sütun plasterleri tarafından taşınan kemerli bir düzen yer alır. Plaster yüzeyleri yivlidir. Pencere kemerleri sütuncelere oturur; ortadaki at nalı kemerli, yanlardakiler ise yuvarlak kemerlidir. Plasterler arasındaki alanlar, zamanında renkli vitraylarla süslü olduğu düşünülen örgü şebekelerle doldurulmuştur. Naosa süzülen ışığın kutsal bir atmosfer yarattığı tahmin edilmektedir. Cephede ayrıca yuvarlak kemerli nişler içinde dört dilimli pencereler ve gül pencereler yer alır. Batı cephenin dışa taşkın orta bölümünün yan yüzeylerinde, dekoratif konsollarla desteklenen taş söveli pencereler bulunur; cephe uçları ise volütlü köşe silmeleriyle sınırlandırılmış. Kaynakça •Dimitrios Psarros’a göre, Ayvalıklı Mimar Emmanuel Kounas tarafından tasarlanan 4 kiliseden biri Hagios Georgios Kilisesi. Bu kilise de Mübadeleden sonra camiye dönüştürülmüş ve Çınarlı Cami adını almış. •Yasemin İnce Güney, “Appropriation and Authenticity: The case of Transforming Churches into Mosques in Ayvalık”, International Journal of Architecture & Planning, 2016 Volume 4, Issue 2, s.43. •Berrin Akın Akbüber, “19.Yüzyıl Ayvalık Rum Ortodoks Kiliselerinin Cephe Düzenine Yönelik Tipolojik Bir Yaklaşım ve Cephe Karakterlerinin Oluşumuna Etki Eden Faktörlerin Değerlendirilmesi”, UNESAK 2018 Kongre Bildirileri, s.562.
E-DERGİ İzmir Life şimdi internette.
Tıklayın, okuyun...
Kasım/Aralık 2025 sayısında neler vardı göz atın!
AYIN MEKANLARI PRIMO

Konak Pier’deki yeni İtalyan Primo İzmir’in en önemli gastronomi merkezlerinden Konak Pier, yepyeni ve renkli bir restoranı daha kucakladı. Denize uzanan tarihi dokuda kapılarını açan “Primo”, İtalyan mutfağının sıcak ruhunu İzmir’e taşıdı. Birbirinden lezzetli pizzaları, makarnaları, rizottoları, etleri, salataları ve muhteşem manzarasıyla müşterilerini ağırlayan “Primo”, şarapları, limoncellosu, kokteylleri ve diğer içkileriyle de konuklarına keyifli saatler sunuyor. İtalya Como’da 16 yıl çalışan şef Ertunç Özdemir’in mutfağı, “Primo” ziyaretçilerini adeta İtalya’ya götürüyor ve Napoli, Roma, Milano ruhunu İzmir’de yaşatıyor. Gazeteci Osman Gençer ile kardeşi Hakan Gençer ve oğlu Arman Gençer’in birlikte açtıkları “Primo”, her gün saat 12.00 ile 22.00 arası hizmet veriyor. “Primo”, kalitesinin yanında fiyat dengesiyle de dikkat çekiyor. Açıldığı ilk günden itibaren b...

[Devamını Oku...]

MARDARINN

Mandarinn Son yıllarda doğal güzelliklerinin yanı sıra zengin gastronomi seçenekleri ile öne çıkan İzmir’in Karaburun ilçesi, bu alanda önemli bir başarıya imza attı. Yerel lezzetleri çağdaş yorumlarla buluşturmak amacıyla 2022 yılından bugüne hizmet veren Mandarinn Karaburun, uluslararası gastronomi rehberlerinden Gault & Millau 2026 tarafından “Gourmet Table – Chef Restaurant” kategorisine alındı. Bu seçkiyle birlikte Karaburun’dan ilk kez bir restoran, uluslararası bir gastronomi rehberinde yer almaya hak kazandı. Karaburun'un kimliğini taşıyan mutfak Hilmi Akyol ve Özer Koçak tarafından, ilçenin doğallığını ve sürdürülebilirlik anlayışını merkezine alarak 2022 yılında kurulan kurulan Mandarinn Karaburun, mutfağını Şef Gökhan Altay liderliğinde şekillendiriyor. Restoranın mutfak anlayışı; deniz ve kara ekosistemlerinin sunduğu çeşitliliği menüye yansıtan bütüncül bir bakış üze...

[Devamını Oku...]