OCAKSUBAT2026
ARILAR GİDERSE DÜNYA EKSİLİR
Arılar giderse dünya eksilir, Anadolu çok eksilir A.Nedim Atilla Arılar, Anadolu’nun görünmeyen mimarlarıdır. Onlar olmadan tarım, mutfak, biyolojik çeşitlilik ve hatta kırsal yaşam sürdürülebilir değildir. Türkiye, sahip olduğu zenginliği hâlâ koruyabilecek bir ülkedir; ancak bu pencere hızla kapanmaktadır. Arılar yok olursa ekosistemlere ne olur? Bahçelerimizde daha az çiçek görmek, yalnızca estetik bir kayıp değildir. Arıların azalması, tüm ekosistemlerde ve besin zincirlerinde - bizimkiler dâhil - hissedilecek bir zincirleme etki yaratır. Küresel gıda üretiminin yaklaşık üçte birinden sorumlu olan arılar, bildiğimiz yaşamın temel taşlarından biridir. Peki, arılar ortadan kaybolursa dünya nasıl bir yer olur? Slow Food hareketi Biyolojik Çeşitlilik Vakfı önderliğinde bilim dünyası ile elele verip bu büyük sorunun cevabını arıyor. Bilim insanları, onlarca yıldır tozlayıcıların azalmasına dikkat çekiyor ve bu gidişatın acilen tersine çevrilmesi gerektiğini vurguluyor. Belki siz de fark etmişsinizdir: Bahçeler artık daha sessiz. Kelebeklerin kanat çırpışları, arıların vızıltısı giderek azalıyor. Bunun nedeni basit: Artık daha azlar. Slow Food’un da üyeleri arasında olduğu Ortak Doğa Koruma Komitesi’nin (JNCC) verilerine göre, 1987’den bu yana tozlayıcı popülasyonları yaklaşık yüzde 25 oranında azaldı. ‹nsan ihtiyaçlarına göre şekillendirilen dünyada arılar, beslenme ve yuvalanma için ihtiyaç duydukları yaşam alanlarını hızla kaybediyor. Çiçekli çayırlar yerini tek tip tarım alanlarına bırakıyor; yeşil alanlar beton ve çelikle değiştiriliyor; biyolojik çeşitliliği yüksek “dağınık” bahçeler, kısa biçilmiş çimlere dönüşüyor. Milyonlarca yıldır bu gezegenin parçası olan arılar, yavaş ama kararlı biçimde dışlanıyor. Bu düşüşün etkilerini anlamak, arıların neden vazgeçilmez olduğunu kavramak açısından hayati önem taşıyor. Doğanın küçük çiftçileri Arılar, özellikle de bal arıları en etkili ve verimli tozlayıcılar olarak kabul edilir. Güneşli günlerde yeşil alanlarımızda görülen bu tüylü canlılar, sessizce işlerini yapar ve kovanlarını besler. Charles Darwin’in “mütevazı arılar” olarak tanımladığı bu canlılar, doğanın vazgeçilmez aktörleridir. Çoğu insan için arılar yalnızca bal üreten canlılardır. Oysa her gün tükettiğimiz gıdaların büyük bir kısmı, onların tozlaştırma faaliyetlerine bağlıdır. Arılar çiçekten çiçeğe uçarak poleni taşır, bitkilerin tohum ve meyve üretmesini sağlar. Bu süreç, yüzlerce meyve ve sebze türünün yanı sıra, bu bitkilere bağımlı sayısız canlı türünü de ayakta tutar. Dahası, bu bitkiler hayvan yemine dönüşür; et ve süt üretimi de dolaylı olarak arılara dayanır. Günlük beslenmemizdeki hemen her unsur, bir şekilde arıların emeğini taşır. Arılar zamanlarının büyük kısmını tarım alanlarında geçirir. Ancak son 50 yılda bu alanlar onlar için giderek daha tehlikeli hâle geldi. Zehirli kimyasalların solunduğu, yiyeceklerin kimyasallarla kaplandığı bir ortamda çalıştığınızı düşünün. Hayatta kalsanız bile ağır tarım makinelerinden kaçmanız gerekir. Eve döndüğünüzde ise yuvanızın yok edilmiş olduğunu görebilirsiniz. Bu senaryo abartılı gibi görünse de, pek çok arı türü için gerçektir. Hızlı büyüyen, kusursuz görünümlü ve raf ömrü uzun ürünlere yönelik talep; herbisit ve pestisit kullanımını artırdı. Kısa vadede insan ihtiyaçlarını karşılayan bu kimyasallar, gıda sistemimizin en kritik halkalarından biri olan arıları yok ediyor. Arı kaybı dünyayı nasıl değiştirir? Arıların azalması, yalnızca tarımı değil, tüm ekosistemleri tehdit eder. Onlar olmadan dünya bambaşka bir yer olurdu. Avrupa’da yabani çiçeklerin ve tarım ürünlerinin yaklaşık yüzde 80’i döllenme için tamamen arılara bağımlıdır. Küresel ölçekte tüketilen ürünlerin yüzde 90’ı; özellikle meyve ve sebzeler arılar tarafından tozlaştırılır. Arılar olmadan, el ile tozlaşma ya da drone kullanımı gibi zahmetli, pahalı ve verimsiz yöntemlere başvurmak gerekir. Ancak hiçbir insan yapımı sistem, arıların hızına, ölçeğine ve hassasiyetine yaklaşamaz. Gıda üretimindeki bu aksama, doğrudan gıda güvenliğini tehdit eder. Daha az ürün, daha yüksek fiyatlar demektir. BU bir bakıma da “Biyolojik Çeşitliliğin Çöküşü” anlamına gelir. Arı kaybı, bitki türlerinin sayısını ve çeşitliliğini ciddi biçimde azaltır. Yabani orkide gibi bazı türler yalnızca arılar sayesinde çoğalabilir. Bitki çeşitliliğindeki azalma, otçul hayvanlardan etçil türlere kadar tüm besin zincirini etkiler. Daha az bitki, daha az barınak ve besin anlamına gelir; bu da ekosistemde rekabeti artırır, dengeleri bozar. Bitkilerin kaybı yalnızca gıda ile sınırlı değildir. Bitkiler toprağın sağlığını korur, erozyonu önler, su döngüsünü düzenler ve mikrobiyal yaşamı destekler. Arıların yokluğu, bu ekosistem hizmetlerinin de kaybı anlamına gelir. Arılar yalnızca doğanın değil, küresel ekonominin de gizli emekçileridir. Küresel gıda üretiminin yaklaşık 577 milyar dolarlık kısmı arılara bağlıdır. Sadece bal piyasasının değeri 2024 yılında 8,5 milyar dolara ulaşmıştır. Arıların yokluğunda tozlaşmayı insan gücüyle sağlamak son derece pahalıdır. Örneğin el ile tozlaşma, hektar başına 5.000–7.000 dolar maliyet yaratır. Makineyle yapılan tozlaşma ise daha ucuz görünse de verimi yüzde 70’e varan oranlarda düşürür. Yapay tozlaşmanın maliyeti, arıların sunduğu ücretsiz hizmetten yaklaşık yüzde 10 daha pahalıdır ve kaliteyi yakalayamaz. Kelebekler, böcekler, kuşlar ve yarasalar da tozlaşmaya katkı sağlar; ancak hiçbiri arıların yerini dolduracak kapasitede değildir. Arılar bilinçli ve yoğun polen taşıyıcılarıdır. Diğer böcekler tarımsal tozlaşmanın yalnızca yüzde 38’ini karşılayabilir. Kuşlar ve yarasaların katkısı ise yüzde 5’in altındadır. Arıların yok oluşu; biyolojik, toplumsal ve ekonomik açıdan yıkıcı olur. Onları kaybettiğimizde yalnızca balı değil, ekosistemleri, tarımı ve gıda güvenliğini de kaybederiz. Hiçbir tür, insan dâhil onların yaptığı işi aynı ölçekte ve etkinlikte yapamaz. Bu nedenlerle arıların korunması bir tercih değil, zorunluluktur. Bu sorumluluk, gezegenimizin sağlığı ve gelecek kuşaklar için acil ve kararlı bir eylem gerektirir.
E-DERGİ İzmir Life şimdi internette.
Tıklayın, okuyun...
Kasım/Aralık 2025 sayısında neler vardı göz atın!
AYIN MEKANLARI PRIMO

Konak Pier’deki yeni İtalyan Primo İzmir’in en önemli gastronomi merkezlerinden Konak Pier, yepyeni ve renkli bir restoranı daha kucakladı. Denize uzanan tarihi dokuda kapılarını açan “Primo”, İtalyan mutfağının sıcak ruhunu İzmir’e taşıdı. Birbirinden lezzetli pizzaları, makarnaları, rizottoları, etleri, salataları ve muhteşem manzarasıyla müşterilerini ağırlayan “Primo”, şarapları, limoncellosu, kokteylleri ve diğer içkileriyle de konuklarına keyifli saatler sunuyor. İtalya Como’da 16 yıl çalışan şef Ertunç Özdemir’in mutfağı, “Primo” ziyaretçilerini adeta İtalya’ya götürüyor ve Napoli, Roma, Milano ruhunu İzmir’de yaşatıyor. Gazeteci Osman Gençer ile kardeşi Hakan Gençer ve oğlu Arman Gençer’in birlikte açtıkları “Primo”, her gün saat 12.00 ile 22.00 arası hizmet veriyor. “Primo”, kalitesinin yanında fiyat dengesiyle de dikkat çekiyor. Açıldığı ilk günden itibaren b...

[Devamını Oku...]

MARDARINN

Mandarinn Son yıllarda doğal güzelliklerinin yanı sıra zengin gastronomi seçenekleri ile öne çıkan İzmir’in Karaburun ilçesi, bu alanda önemli bir başarıya imza attı. Yerel lezzetleri çağdaş yorumlarla buluşturmak amacıyla 2022 yılından bugüne hizmet veren Mandarinn Karaburun, uluslararası gastronomi rehberlerinden Gault & Millau 2026 tarafından “Gourmet Table – Chef Restaurant” kategorisine alındı. Bu seçkiyle birlikte Karaburun’dan ilk kez bir restoran, uluslararası bir gastronomi rehberinde yer almaya hak kazandı. Karaburun'un kimliğini taşıyan mutfak Hilmi Akyol ve Özer Koçak tarafından, ilçenin doğallığını ve sürdürülebilirlik anlayışını merkezine alarak 2022 yılında kurulan kurulan Mandarinn Karaburun, mutfağını Şef Gökhan Altay liderliğinde şekillendiriyor. Restoranın mutfak anlayışı; deniz ve kara ekosistemlerinin sunduğu çeşitliliği menüye yansıtan bütüncül bir bakış üze...

[Devamını Oku...]