MAYISHAZIRAN2023
AYŞE TATARİ'NİN HAYALİ KENTLERİ
Kentin değişen ve devingen yapısıyla Ayşe Tatari’nin "Hayali Kentler"i
Çağdaş sanatın temel söyleminin şu olduğunu ileri sürebiliriz: Bir kişinin her şeyi deneyimleyebileceğini ileri sürmek imkânsız. Mutlaka ortada kaçırılan bir nokta kalabiliyor. Bunu yazar Umberto Eco’nun Açık Yapıt’ında da vurgular. Ona göre hiçbir yapıt bitmiş sayılmaz, bu yüzden ucu açık yorumlamalara uzanır. Bu yönüyle bir eserin en önemli özelliklerindendir. Aynı yaşamın içerisinde olduğu gibi, sanat işlerinin yorumlanmasında da bazı noktalar karanlıkta kalabiliyor. Hatta bazı sanat yorumcuları her şeyi bilmenin sanatın büyüsüne zarar verdiğini de düşünüyorlar.
Bir sanat eseri karşısında izleyici için, durmadan belirip kaybolan izleri takip etmekten başka yapacak bir şey yoktur artık. Yaratılan eseri çözememek çileden çıkarsa da onu bu arayış sırasında sürekli yeni yorumlarla buluşmak kaçınılmazdır. Hepimiz aynı manzaraya bakabiliriz, ama pek de aynı şeyi görmeyiz. Önümüzde hangi eser varsa onu yorumlayışımızı belirleyen kendi biricik önyargılarımız, deneyimlerimiz, beğenilerimiz ve bilgilerimizden oluşan birikimimizi getiririz. İlginç bulduğumuz şeyleri görürüz ve ilginç bulmadıklarımızı göz ardı ederiz. Sanat eserine her yeniden bir bakış bizi yeni yorumlara yöneltir. Böylece eser sonsuz yorumlara açılmış olur.
Bu noktada Ayşe Tatari’nin Hayali Kentler sergisini gezerken bu düşünceler etrafında kent kültürü üzerine ele alınan bu çalışma benim açımdan önem kazandı. Çizgilerin beni götürdüğü yere doğru sürüklendim. Sergiyi izlerken, eserlerin sandığımdan da çok yorumlara açık olduğunu gördüm. Sorular soruları getirdi. Beni Calvino’nun Görünmez Kentler’ine götürdü.
İtalo Calvino’nun 1972 yılında yazdığı Görünmez Kentler i bildik kentler değil; kurmaca kentlerdir. Hepsine birer kadın adı verir. Yazmadan önce bir dosyada yaşamının kentleri ve kır manzaralarıyla ilgili sayfaları toplar, bir diğerinde zamandan ve mekândan bağımsız hayali kentleri. Bu dosyalar tıka basa dolduğu zaman, ondan nasıl bir kitap çıkarabilirim diye düşünmeye başlar. Böylece farklı evrelerden geçerek, bu kentler kitabının peşinden gitmeye başlar. Kimi zaman yalnızca üzgün kentleri, kimi zaman yalnızca mutlu kentleri düşünmek gelir içinden; bir dönem kentleri yıldızlı gökyüzüne benzettir, başka bir dönemse kentin dışında günden güne yayılan çöplükle konuşur. Sanki kişiliğinden ve düşüncelerinden kaynaklanan bir günlük olmuş olur; her şey kent imgelerine dönüşüyor.
Sanatçı Hayali Kentler sergisinde kent kültüründen yola çıkarak izleyiciye değişik bakış açıları sunuyor. Mimari altyapısının getirdiği bilgi birikimiyle oluşturduğu bu çizimlerle bir alan yaratıyor. Bu alan içinde izleyici değişik yönlere doğru ilerliyor. Kentin değişen ve devingen yapısıyla yoğun bir anlatı dünyasına adım atmış oluyor. Böylece ana desenin sayısız küçük desenciklere ayrıldığı geniş bir alan oluşuyor. Dolayısıyla sanatçı ve izleyici arasındaki en eski bağın sonsuz yorumlar zinciri olduğunu görürüz.
Kent kültürü ve yaşamı üzerine eserler izleyicide öyle bir bağ oluşturuyor ki, artık her çizgide bir anlam aramaya çalışıyorsunuz. Desenler desenleri, onlar da başka desenleri doğururken yaşamı zenginleştirmek için elimizde desenden başka bir şey olmadığını söylemektedir Ayşe Tatari.