Bir imparatorluğun küllerinden doğan Cumhuriyet’in ilk kuşak sanatçılarının ellerinde filizlenen konservatuvarda, bu kuşakların eğitimlerinden geçmiş klasik müzik orkestra şefi, eğitimci Rengim Gökmen’in yaşamını anlatan ‘Bir Müzik Düşünürü Maestro Rengim Gökmen’ adlı kitap, anı kitabı olmanın dışında klasik müzik, opera ve bale dünyasıyla bizleri buluşturuyor.
Zeynep Bilgehan’ın yayına hazırladığı ‘Bir Müzik Düşünürü Maestro Rengim Gökmen’ adlı kitap, Sevda – Cenap And Vakfı’nca geleneksel kılınan onur ödülleri kapsamında, Rengim Gökmen’in, 2022 yılında Vakıf Onur Ödülleri altın madalyasının 36. sına layık görülmesinden dolayı armağan kitap olarak basıldı.
Kitap, doğumundan bugününe Rengim Gökmen (d.19 Ağustos 1955) ile ilgili olarak yetişme süreci, eğitimi, yönettiği konserlerle, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü dahil bürokrasideki başarılı çalışmaları hakkında bizleri ayrıntılı biçimde bilgilendirirken, usta orkestra şefimizi daha ilk elde, Vakıf Başkanı Ali Başman’ın onur ödülü törenindeki kısa, özlü konuşmasındaki tümceden hemen tanıyoruz. Vakıf Başkanı Ali Başman’ın tümcesinden, Rengim Gökmen’in, onur ödül töreninin, tasarruf amacıyla bir başka yerde değil, And Evi’nde yapılmasını arzuladığını öğreniyoruz. Gökmen, tasarruf sonucu elde edilecek parasal tutarın genç yeteneklerin uluslararası eğitimleri için harcanması yolundaki isteğini Vakıf yönetimine iletiyor.
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası başta olmak üzere pek çok orkestrayı şef olarak yöneten Rengim Gökmen’in, 6 Aralık 2022 tarihinde düzenlenen Altın Madalya Ödül Töreni’ndeki teşekkür konuşması da sanatçının kimliğini ortaya koyması açısından bir başka değer taşıyor. Gökmen, eğitim-öğreniminde kendisinin hep elinden tutmuş anne babasıyla öğretmenlerinden Nimet Karatekin’i anmanın dışında kendisiyle arkadaşlarını eğitim kurumlarında parasız yatlı okutan Cumhuriyet’e teşekkür ederek, “haftada bir sabunlarımızı dahi devletin verdiği, harçlığımızı, yıllık takım elbisemizi devletin verdiği” diyerek yetişmelerine zemin hazırlayan devlet olgusuna dikkati çekiyor ve teşekkürünü iletiyor, “bu, bence dünyanın hiçbir yerinde rastlanmayacak, gerçekten Cumhuriyet Dönemi’nin kültür ve sanat politikalarının en önemli göstergesi olan bir durumdur.” diyor.

Rengim Gökmen’in, sanat yaşamındaki başarılarının arkasındaki yapıyı değerlendirmesi ise şöyle:
“… çok uzun yıllar, yani 40 sene sonra, şunu anladım ki hiçbir başarı yalnız kazanılmıyor. Çevresi, dostları, ailesi arkadaşları, hocaları ve tabii her şeyden önce çalışma arkadaşları ve hatta öğrencilerinin katkılarıyla birlikte oluyor. Bütün bu çevrenin bende katkısı var.”
Anne ve babası da sanatçı
Gökmen ailesinin kökleri, Osmanlı döneminde Priştina’ya değin uzanıyor. Köstendil doğumlu dedesi, Balkan Savaşı sonrası Anadolu’ya göçer. Büyükannesi ise Arnavutluk sınırları içinde kalan İşkodra’da doğmuştur.

Ailenin Anadolu’ya göçü sonrası Rengim Gökmen’in babası Muzaffer Bey, Bigadiç’te dünyaya gelir. Annesi Muazzez Hanımın doğduğu yer ise Yalvaç’tır.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında Babası Muzaffer Bey, Ankara’daki konservatuvarın tiyatro bölümü öğrencisi olurken, annesi Muazzez Hanımı ise yine Ankara’daki Musiki Muallim Mektebi’nin öğrencisi olarak görüyoruz. Musiki Muallim Mektebi (bugünün Gazi Üni. Eğitim Fak. Müzik Öğretmenliği Böl.), yeni Cumhuriyet’in okullarına müzik öğretmeni yetiştirmek amacıyla, Konservatuvar’dan önce hatta ilk fakülte Hukuk Fakültesi’nden (kuruluşu 1925) bir yıl önce, 1924 yılında kurulmuştur.
İkinci Dünya Savaşı yıllarında kültür sanat politikalarından ödün vermemek
Rengim Gökmen, kitapta, anne ve babasının öğrencilik yıllarına ilişkin ayrıntılı bilgi verirken son derece önemli bir saptama yapıyor, “İkinci Dünya Savaşı’nın zorlu yıllarında kültür ve sanat politikalarından hiç taviz verilmemiş olması yanında,” diyor ve ekliyor: “Türk operasının oluşum süreci oldum olası beni hep çok şaşırtmıştır. Hayatında hiç opera görmemiş, operanın ne olduğunu bilmeyen gençlere opera öğretmek!” Yine anlattıklarından, uzman olarak Carl Ebert’in Türkiye’ye geldiğini, konservatuvarın kurulduğunu ve Ebert’in, hiç opera görmemiş bir kuşağa neyi nasıl yapacaklarını tarif ederek operayı öğrettiğinin bilgisini ediniyoruz. Sonuçta, İkinci Dünya Savaşı’nın bitişini izleyen 1946 yılında, Ahmed Adnan Saygun’un, 1942’de bitirmesine karşın o güne değin sahneye konmayan Yunus Emre Oratoryosunun ilk icrasında, eserin soprano partisi için genç, yeni mezun sanatçı Muazzez Ünal düşünülür. Muazzez Ünal, Rengim Gökmen’i ileriki yıllarda dünyaya getirecek olan annesidir.

Devlet Tiyatroları’nın temeli atılıp, operalar sergilenirken Rengim Gökmen’in anne ve babası Muazzez Hanım ile Muzaffer Bey evlenirler ve Türk hükümetinin burs programıyla Roma’ya giderler. Muazzez Hanım, Santa Cecila Konservatuvarı’nın Şan ve Şan Didaktik Bölümü’ne öğrenci olarak kabul edilirken, Muzaffer Bey, Centro Sperimentale Cinematografico’nun Reji Bölümü’ne girecektir. Hoş bir rastlantı ki, yıllar sonra Rengim Gökmen de, annesinin İtalya’da öğrenim gördüğü okulun öğrencilerinden olacaktır.
Rengim Gökmen’in anne ve babası dört yıllık öğrenim sonrası diplomalarını alarak Ankara’ya dönerler. Annesi operada görev alırken babası tiyatro oyuncusu olarak sahneye çıkar, ayrıca sinema üzerine teorik kitaplar yazar. Rengim Gökmen ise bu dönüşün ardından, 1955 yılında İstanbul’da dünyaya gelir. Adını annesi koyacaktır.
Annesinin erken yitimi, babasının desteği
Doğum yeri İstanbul olan Rengim Gökmen’in çocukluğu Ankara’da geçer. Ailenin tek çocuğudur. Anneanne, babaanne, dayı ve halalarının yoğun ilgi ve sevgileri arasında büyür. Bugünün Beşiktaş kulübü taraftarı ve divan kurulu üyesi Gökmen, bir yandan derslerini aksatmazken bir yandan da evlerinin bulunduğu Sağlık Sokak’ta arkadaşlarıyla top oynamaktan, bisiklet binmekten geri kalmaz. Ama okuma tutkusu da sürer, öyle ki Jules Verne’lerin neredeyse tümünü okur.

Rengim Gökmen, öğrenim yaşamında elini hep sıkı sıkıya tutan, yaşamındaki araştırma, çalışma ve meslek disiplin düşüncesini aldığı üç kişiyi sıralarken konservatuvar hocaları İlhan Baran ile Ahmed Adnan Saygun’la birlikte adını saydığı soprano ve şan öğretmeni annesi Muazzez Hanımı, çok erken yaşta, 1970 yılında yitirir. Artık çocukluktan ergenliğe geçiş döneminde annesinin tam tersine ‘dolçe vita’ olarak tanımladığı “yani rahat ve keyifli yaşama tarzı egemen” babasıyla yaşamını sürdürecektir.
Gökmen, konservatuvar öğrenciliği döneminde Baran ve Saygun’un dışında Ulvi Cemal Erkin, Ferhunde Erkin’in öğrencisi olur. Gökmen’in konservatuvar yıllarındaki öğrencilik dönemine baktığımızda klasik müzik dünyamıza damga vurmuş şu öğretmenlerle karşılaşırız: Ahmed Adnan Saygun, İlhan Baran, Necil Kazım Akses, Ulvi Cemal Erkin, Nevit Kodallı, Ferit Tüzün, Muammer Sun, İlhan Usmanbaş, Cengiz Tanç. Dolayısıyla bugünün başarılı orkestra şefi ve hocası Rengim Gökmen’in yetişmesindeki sağlam zemin böylelikle çok iyi biçimde anlaşılıyor.
Rengim Gökmen, Zeynep Bilgehan tarafından kaleme alınan yaşam öyküsünün anlatıldığı kitapta müzikal eğitim gören öğrencilerin sanatçı kimliklerinin gelişmesi için özellikle entelektüel birikime de önem vermelerinin altını ısrarla çiziyor ve bunu bol bol örnekliyor.

Rengim Gökmen’in kitabında altı çizilmesi gereken bir unsur ise, Gökmen’in, hocaları denli birlikte müzik icra ettikleri müzisyenlere verdiği değer, onların müziğe yaptıkları katkıları tek tek ayrıntılarıyla içten biçimde açıklaması. Örneğin, orkestra karşısında ilk şeflik deneyimini yaşadığı Gürer Aykal ile ilgili düşüncesi aynen şöyle: “Gürer Hoca, Türkiye’de orkestra şefliği eğitimini akademik olarak alan ilk kişidir; kendisinden sonraki şeflerin yürüyeceği yolu açan en önemli rol model olmuş orkestra şefidir.”
Siyasetçi ve sanat
Klasik müzik, opera, balede çok sayıda başarılı, adından söz ettiren sanatçımız varken, onlarla gurur duymamız, onları başımızın üstünde taşımamız gerekirken ortalığın güllük gülistanlık olmadığını da yine Rengim Gökmen’in anlattıklarından öğreniyoruz. Müzik kurumlarında üstlendiği görevler nedeniyle bürokrasinin de tepe noktalarında çalışmak durumunda kalan Gökmen, bu konuda son derece çarpıcı sözleri şu biçimde söylüyor: “Türk siyasetinin de yalnız opera ve balede değil, tüm dallarda gerçek evrensel ve özgürlükçü sanat anlayışından çok uzak olduğunu görünce sanatçı için yolu bulmak zor oluyor. Siyaset önderleri böyle olunca topluma gerçek sanatın popüler kültürden farkını anlatmakta zorlanıyorsunuz.” Bu tümceyi daha çarpıcı bir başka şu sözcük izliyor: “İşin kötüsü bizim entelektüel çevrelerimizde bile müzik kültürü çok sınırlıdır.” Bu bölümdeki son söyleniş şöyle: “Tabii, aydın, okumuş kesimin bile bu alanlarda görüşleri çok kısıtlı olunca siyasetçiler de bu sanat dallarının (müzik, plastik sanatlar içinde heykel ve mimari) ülkenin kültürel gelişimi ve toplumun uygarlaşmasında ne denli önemli olduğunu çoğu zaman anlayamıyor.”
Sanatı, 100 yıl sonrasına yapılan yatırım olarak gören Rengim Gökmen, yine sanatın değerinin ekonomik getirisiyle ölçülemeyeceğini de vurgulamaktan geri kalmıyor.

Kitabı yayıma hazırlayan Zeynep Bilgehan, görüştüğü Rengim Gökmen’le ilgili olarak haklı biçimde şu yargısını okuruyla paylaşmaktan geri kalmıyor: “Bu söylemlerinden benim çıkardığım sonuç; Rengim Gökmen, yalnız bir müzik ‘icracısı’ değil, bir müzik düşünürü aynı zamanda…” Gerçekten, Zeynep Bilgehan’ın, ‘Bir Müzik Düşünürü Maestro Rengim Gökmen’ kitabını satırların çoğu yerinde altını çize çize okuduğumuzda, bir yandan Şefimizin yaşamını öğrenirken bir yandan da Cumhuriyet tarihindeki müziğin gelişimini de öğrenmiş oluyoruz.
Kitapta son derece iyi düşünülmüş bölümler ise müzisyenlerin Orkestra Şefi Rengim Gökmen ile ilgili değerlendirmeleri. Dolayısıyla onların yetkinlikleri sonucu büyük bir orkestra şefinin dünyasına ait ayrıntılardan bilgi sahibi oluyoruz.
Bir Müzik Düşünürü Maestro Rengim Gökmen. Yayına hazırlayan Zeynep Bilgehan. Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Yayınları Onur Ödülü Altın Madalyası Sahipleri Dizisi No.35, Aralık 2024.
Sevda ve Cenap And Vakfı geleneksel ödülleri
Sevda ve Cenap And Vakfı Ödülleri, Vakıf Kurucularından Sevda And Başman’ın anısına 1988 yılında oluşturulan ve her yıl yaşamdan ayrıldığı 6 Aralık tarihinde, ülkemizde çoksesli müziğin tanınmasında, benimsenmesinde ve gelişmesinde olağanüstü katkıda bulunan bir besteci ve/veya yorumcu, eğitimci, sanat yöneticisi-destekçisi ya da kuruma Vakfın ve müzikseverlerin şükranlarını sunmak üzere takdim ediliyor. Vakfın Onur Ödülü Altın Madalyası’nın 36’ıncısı Orkestra Şefi ve Eğitimci Rengim Gökmen’e verildi. Rengim Gökmen, “Türk bestecilerinin eserlerinin ilk seslendirilmelerine, kayıtlarına ve ülke genelinde icralarına katkısı, genç yorumcuların ve orkestra şeflerinin yetiştirilmesine, yeni orkestraların kuruluşuna, ulusal ve uluslararası Opera ve Bale Festivalleri ile yarışmaların oluşumlarına öncülüğü ve Türkiye’nin tanıtımına katkıları” göz önünde bulundurularak, 2022 yılı Vakıf Onur Ödülü Altın Madalyası’na Vakıf Yönetim Kurulu’nun oybirliği ile layık görüldü. Orkestra Şefi Rengim Gökmen’in madalyası, 6 Aralık 2022 Salı akşamı gerçekleşen törenle verildi. İlk kez 1989 yılında Cevat Memduh Altar’a verilen ve bu güne kadar aralıksız takdim edilen bu ödüle sonraki yıllarda sırasıyla; Ahmet Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin, Necil Kazım Akses, İlhan Usmanbaş, Leyla Gencer, Cemal Reşit Rey, İdil Biret ve Suna Kan, Nevid Kodallı, Hasan Ferid Alnar, Ferhunde Erkin, Ferid Tüzün, Prof. Dr. Kamuran Gündemir, Hikmet Şimşek, Faik Canselen, Ayhan Baran, Prof. Dr. İhsan Doğramacı, Ayla Erduran, Gülsin Onay, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, İlhan Baran, Muammer Sun, Gürer Aykal, H.Ü.Ankara Devlet Konservatuvarı, Ertuğrul Oğuz Fırat, Ruşen Güneş, Yalçın Tura, Turgay Erdener, Mehmet A.Başman, Ayşegül Sarıca, Güher&Süher Pekinel, Ersin Onay ve Cihat Aşkın layık görüldü. Orkestra şefi Rengim Gökmen, 1955 yılında Ankara’da doğdu. Annesi opera sanatçısı Muazzez Gökmen, babası tiyatrocu Muzaffer Gökmen’dir. Ankara Devlet Konservatuvarında piyano ve kompozisyon eğitimi aldı. Ferhunde Erkin, Nimet Karatekin, İlhan Baran ve Ahmed Adnan Saygun’un öğrencisi oldu. Kendi ifadesi ile ona şef çubuğunu veren ilk kişi Sabahattin Kalender oldu. Konservatuvar eğitimini 1985 yılında tamamladıktan sonra orkestra şefliği öğrenimi için devlet bursu ile İtalya’ya gönderildi. İtalya’da bulunduğu altı yılda Santa Cecilia Konservatuvarını (1977) ve Chigiana Akademisi şeflik bölümünü (1978) bitiren sanatçı, Santa Cacilia Müzik Akademisinin olgunlaşma devresinden Franco Ferrara’nın öğrencisi olarak 1979 yılında birincilikle mezun oldu. Türkiye’de başladığı keman ve yaylı çalgılar tekniği üzerine çalışmalarını bu yıllarda Vicari Orazio ile sürdürdü. İtalya’daki eğitimini tamamladıktan sonra Türkiye’ye göndü. İlk defa 1980 yılında İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’nı yönetti. Aynı yıl, İtalyan şef Gino Marinuzzi adına düzenlenen San Remo Uluslararası Şeflik Yarışması’nı kazandı. 1982’de Madrid’de Mahler’in 1. Senfonisi ile başarı kazandı. Avrupa’nın hemen hemen bütün ülkelerinde, ABD’de ve Güney Amerika ülkelerinde konserler yönetti. 1984-1989 yılları arasında Ankara Devlet Opera ve Balesi (DOB) Genel Müzik Direktörlüğünü üstlendi. Opera sanatının tanıtımına ve gelişimine katkılarından ötürü 1988 yılında İtalya hükûmeti tarafından “Cavalleria” nişanı ile ödüllendirildi. Gökmen, 1992-1995 yılları arsında Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü ve Genel Sanat Yönetmeni olarak görev yaptı. 1995’ten itibaren şeflik kariyerine yoğunlaşarak İzmir Devlet Senfoni Orketrası’nın Müzik Direktörü olarak görev yaptı; birçok konser, kayıt, turne, kayıt gerçekleştirdi. 2006 yılında Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın (CSO) birinci şefi olan Gökmen, yeniden Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü ve Genel Sanat Yönetmenliği’ne atanarak 2007-2014 arasında ikinci kez bu görevi üstlendi. Devlet Opera ve Balesi genel müdürü olduğu dönemlerde Aspendos Opera ve Bale Festivali, Ulusal Eskişehir Opera ve Bale Günleri, Uluslararası İstanbul Opera Festivali ve Uluslararası İstanbul Bale Yarışması’nı başlattı; Mersin ve Samsun Devlet Opera ve Balelerinin kuruluşu gerçekleştirdi. Gökmen ayrıca Doğuş Çocuk Senfoni Orkestrası’nın ve Karşıyaka Belediyesi Oda Orkestrası’nın kuruluşuna öncülük etti. 2014 yılında DOB ve CSO’daki görevlerinden alınan Gökmen, her iki kararla ilgili açtığı davaları kazanarak 2016’da yeniden bu görevlere atandı. DOB Genel Müdürlüğü’ne iade edilme hakkında feragat eden Gökmen’in CSO’daki görevi 2020 yılında sona erdi. Sanatçı, halen profesör unvanıyla Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı öğretim üyesi olarak görev yapıyor.

