EYLULEKIM2026
SANAT DURAKLARI
Mutlaka görülmesi gereken bir koleksiyon sergi
Hüseyin Terzioğlu'nun
"Sanat Durakları"
Mimar Hüseyin Terzioğlu’nun 1990 yılından günümüze uzanan 36 yıllık tutkulu koleksiyonerlik yolculuğunu ve sanat birikimini görünür kılan “SANAT DURAKLARI” adlı sergi, 21 Ağustos 2026 tarihinde İzmir’de sanatseverlere kapılarını açtı.
Modern ve çağdaş Türk resim sanatının duayen isimlerinden güncel sanatın özgün temsilcilerine uzanan bu özel seçki, 53 sanatçının imzasını taşıyan yapıtları tek bir çatı altında bir araya getiriyor. Mimar gözüyle biçimlenen, disiplinlerarası bir estetik anlayışın ve dönemsel dönüşümlerin izini süren sergi, izleyicilere Türk resim sanatının son yarım asırlık serüvenini bütüncül bir perspektifle izleme imkânı sunuyor.
Terzioğlu ile koleksiyonerlik ve resim sevgisi üzerine konuştuk.
Resim koleksiyonu yapmak sizce nasıl bir uğraş, koleksiyonculuğu nasıl tanımlarsınız?
Ben koleksiyonculuğu sadece resim satın almak olarak görmüyorum. Aslında bir sanatçının dünyasına girmek, onu anlamaya çalışmak ve zaman içinde kendi sanat hafızanızı oluşturmak olarak tanımlayabilirim.
Benim koleksiyonculuk serüvenim 35 yılı buldu. Bu kadar uzun bir zamanın sonunda şunu söyleyebilirim: Bir süre sonra satın aldığınız resimlerden çok, onlarla kurduğunuz ilişki önem kazanıyor.
Bir resim hayatınıza giriyor, yıllar geçiyor, siz değişiyorsunuz, resme bakışınız değişiyor. Ama resim sizinle birlikte yaşamaya devam ediyor.
Mesleğinizin resim merakı ile ilgisi var mı? Her mimar resimsever midir sizce?
Her mimar resimseverdir diyemem. Mimarlık insana bakmayı ve görmeyi öğretiyor ama sanat sevgisi biraz daha kişisel bir mesele.
“Çocukluktan başladı resim merakım” diye bir söylem vardır. Sizde nasıl başladı?
Bende bunun tek bir başlangıç noktası olduğunu söylemek zor. Resme olan ilgim zaman içinde gelişti.
Önce bakıyorsunuz, sonra merak etmeye başlıyorsunuz. Bir süre sonra sadece “güzel mi?” diye bakmıyorsunuz; “Bu sanatçı bunu neden böyle yapmış?” diye düşünmeye başlıyorsunuz.Sanırım koleksiyonculuğa geçiş de tam burada başladı. Resme bakmakla, resmi anlamaya çalışmak arasında önemli bir fark var.
Mimar olarak birçok proje çizdiniz… Hiç resim yaptınız mı?
Profesyonel anlamda resim yapmadım. Ama mimarlık zaten çizmek, kompozisyon kurmak ve bir düşünceyi görsel bir dile dönüştürmek üzerine kurulu.
Dolayısıyla resim yapmamış olsam da hayatım boyunca çizgiyle, oranla, renklerle ve kompozisyonla iç içe oldum. Bunun da resme bakışımı etkilediğini düşünüyorum.
Nasıl seçiyorsunuz?
Bir resmi seçerken tek bir ölçüm yok. Öncelikle bana bir şey söylemesi gerekiyor.
Benim için önemli olan, resmin bende bir duygu veya merak bırakması. Bir de mümkünse zaman geçtikçe kendisini yeniden keşfettirmesi.
Sergi açılışında seçtiğiniz bir resmi satın almadan önce ressamla sohbet ettiğinizi söylediniz. Hatırladığınız kadarıyla bu sohbetlerden birkaçını paylaşabilir misiniz?
Sanatçıyla konuşmayı her zaman çok önemsedim. Çünkü bazen resmin karşısında gördüğünüz şey ile sanatçının o resmi yaparken düşündüğü şey birbirinden çok farklı olabiliyor.
Sanatçı resmin oluşum sürecini, içinde bulunduğu dönemi veya eserin arkasındaki düşünceyi anlattığında, aynı resme bir daha farklı bakıyorsunuz.
Benim için bu sohbetler koleksiyonculuğun en güzel taraflarından biri oldu. Çünkü o zaman yalnızca bir resim almıyorsunuz; sanatçının dünyasından da bir parça hayatınıza giriyor. Adnan Çoker, Balkan Naci İslimyeli, Bedri Baykam, Ekrem Yalçındağ ve Barış Sarıbaş gibi ressamlarla önemli dostluğum oldu.
Resmin hikâyesi neden bu kadar önemli?
Çünkü hikâye resmi zamana bağlıyor. Bir eserin hangi dönemde, hangi koşullarda ve hangi duyguyla yapıldığını bilmek ona bakışınızı değiştirebiliyor. Ben hikâyeyi bir anahtar gibi görüyorum. Kapıyı açıyor; ama içeri girdiğinizde sizi asıl karşılayan yine resmin kendisi.
Hiç resim sattınız mı? Ya da satmayı düşündünüz mü?
Koleksiyonculuğun zor taraflarından biri de bu. Çünkü yıllar içerisinde biriktirdiğiniz eserlerle aranızda ister istemez bir bağ oluşuyor ya da bağınız kopuyor.
Ben koleksiyonculuğu hiçbir zaman alıp satma üzerine kurmadım ama sonradan ilgimin azaldığı bazı işleri elden çıkardığım olmuştur.
Almayı sürdürecek misiniz? Zaman geçtikçe koleksiyonerler daha seçici mi oluyor? Yoksa genç yetenekleri desteklemeyi mi tercih ediyorlar?
Elbette almaya devam edeceğim. Ama yıllar geçtikçe daha seçici olduğumu da söyleyebilirim.
İnsan zaman içerisinde neyi sevdiğini, hangi sanatçının dünyasının kendisine yakın olduğunu daha iyi öğreniyor. Ben de bugün bir resme bakarken geçmişe göre daha fazla soru soruyorum.
Öte yandan genç sanatçıların desteklenmesini çok önemli buluyorum. Bir koleksiyon yalnızca geçmişi korumamalı; bugünün sanatına da tanıklık etmeli.
Koleksiyonunuzu bir daimi sergi ile paylaşmayı düşünüyor musunuz? İzmir’in daha çok resim galerisine ihtiyacı var…
Bunu çok isterim. Çünkü bir koleksiyonun yalnızca koleksiyonerin evinde kalması bana biraz eksik geliyor. Sanatın en güzel tarafı paylaşılması.
“Sanat Durakları” sergisinin çıkış noktalarından biri de bu. 35 yıllık birikimimi paylaşmak ve farklı dönemlerden, farklı sanatçılardan eserlerin bir araya geldiğinde nasıl bir bütün oluşturduğunu göstermek istedim.
İzmir’in daha fazla sanat mekânına, galeriye ve sergiye ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Özellikle genç sanatçıların kendilerini gösterebilecekleri alanların çoğalması çok önemli.
Son olarak eklemek istediklerinizi alabiliriz…
Bu sergiyi biraz da kendi sanat yolculuğumun bir özeti olarak görüyorum.
35 yıl boyunca farklı sanatçılarla, farklı eserlerle ve farklı duygularla karşılaştım. Bugün geriye dönüp baktığımda aslında yalnızca resim biriktirmediğimi düşünüyorum; hayatımdan parçalar biriktirmişim.
“Sanat Durakları” benim için geçmişe bakmak kadar bugünü paylaşmak ve geleceğe bir iz bırakmak anlamına geliyor.
Dilerim sergiyi gezen herkes, kendi hayatına dokunan bir resimle, kendi “sanat durağıyla” karşılaşır.