Çeşme’nin bugün neredeyse unutulmuş bir değeri olan damla sakızı, aslında bu toprakların hafızasında yüzyıllardır var. Bir zamanlar gemilerle başka coğrafyalara taşınan, Çeşme Yarımadası’nın doğal zenginliklerinden biri olan sakız ağacı, zaman içinde betonlaşmanın, değişen tarım alışkanlıklarının ve ilgisizliğin gölgesinde kaybolmuş. Ta ki birileri yeniden “yapabiliriz” diyene kadar…
Hasan Ege Tütüncüoğlu’nun hikâyesi, tam da bu cümleyle başlıyor. Bir girişim fikrinden çok daha fazlasını; bir coğrafyanın kaybettiği değerini yeniden kazanabileceğine duyulan inancı anlatıyor. Onun için sakız ağacı yalnızca ekonomik bir ürün değil Çeşme’nin geçmişiyle geleceği arasında kurulabilecek canlı bir bağ. Bugün binlerce fidanın toprakla buluşması, yıllar sonra ürün verecek ağaçların sabırla büyütülmesi ve Çeşme damla sakızının yeniden üretilmesi, aslında daha büyük bir hayalin parçaları… Gastronomiden tarıma, turizmden kozmetiğe ve farmakolojiye uzanan bir değer zinciri yaratmak, yerel olanı dünyaya anlatmak ve belki de bir gün Çeşme sakızını yeniden bu coğrafyanın simgelerinden biri haline getirmek… Hasan Ege Tütüncüoğlu ile Çeşme’nin kaybolmuş bir değerinin yeniden doğuşunu, bir hayalin nasıl projeye, projenin nasıl umuda dönüştüğünü konuştuk.
İlk soru klasik: Hasan Ege Tütüncüoğlu, kendisini kısaca nasıl anlatır?
1970 İzmir doğumluyum. İzmir Tevfik Fikret Lisesi ardından Bilkent Ekonomi mezunuyum. 2 oğlum var. İngilizce Fransızca biliyorum. Çeşme sevdalısıyım. Memleketimizin değerlerini ve kültürünü koruyup gelecek nesillere aktarmayı hedefliyorum. Klasik bir başak burcuyum: Düzen, plan, program. Keşfetmeyi, yeni birşeyler öğrenmeyi seviyorum.
Damla sakızına yönelmenizin arkasındaki ilk motivasyon neydi? Bir ticari fırsat mı gördünüz, yoksa Çeşme’nin kaybolmuş bir değerini yeniden canlandırma fikri mi ağır bastı?
Her ikisi ortak payda da buluştu. Uzun yıllar yaptığım açıkhava reklamcılığı ve medya planlama işini bırakmak zorunda kalınca yeni bir sektöre girmeyi planladım. Bu girişimi yaparken de mutlaka yaşadığım yerde yapılacak bir iş olmasını, herkesin yaptığı bir iş olmamasını, yaşadığım bölgenin avantajını ve faydalarını kullanabileceğim bir iş modeli olmasını, mümkünse döviz olarak kazanıp ülkemize ekonomik olarak da fayda sağlayabileceğimiz bir iş olmasını, en önemlisi de gelecek nesillere aktarabileceğim ve iz bırakacak örnek gösterilecek bir iş modeli olmasını önemsedim ve ona göre arayışa girdim.
Bu işe başladığınızda elinizde ne vardı? Çeşme’de gerçekten çalışan bir üretim modeli mi, yoksa kaybolmuş bir hikâyenin izleri mi? Bugün geriye baktığınızda hangi varsayımınızın yanlış çıktığını düşünüyorsunuz?
Bu işe başladığımızda elimizde sadece kocaman bir hayal ve müthiş bir ‘’yapabiliriz’’ mottosu vardı. Konuyu ilk araştırdığımda bir bilene sormam gerekti. Bir bileni araştırdığımda karşıma İbrahim Topal çıktı. 30 yıl önce benim şimdiki hayallerimi kurmuş, denemiş , yanılmış, bir daha denemiş sonunda doğru reçeteyi bulmuş ama bireysel üretimde kalmış. Bana ilk cesareti “yapabiliriz” diyerek o vermiştir. Araştırdık ve öğrendikçe gördük ki sakız ile ilgili elde çok bir şey yok. Ağaç yok, plan yok, damla sakızı hiç yok. Eskiden varmış ama şimdi yok. O zaman anladık ki; kaybolmuş bir hikayenin yeniden yazılması gerekiyor. Geriye baktığımızda an itibarı ile sakız konusunda hiçbir varsayımımız yanlış çıkmadı. Çünkü varsayım üzerine değil gerçekler üzerinden plan ve program yaptık ve yapmaya devam ediyoruz.
Geçmişte var olan bu üretim neden kayboldu? Sizce bugün yeniden canlandırılmasının önündeki en büyük engel ne?
Geçmişteki yazılı bilgilerden anlıyoruz ki Çeşme Yarımadası’ndan 40 ton damla sakızı çıkmış gemilerle.. Demek ki ağaç var, üretim var. Ama Cumhuriyet Tarihi boyunca tam bir kıyım olmuş. Binlerce ağaç yok olmuş. Biz başladığımızda kayıtlı 1000 civarında yetişkin sakız ağacı vardı. Bu yetişkin 1000 ağacı damızlık olarak kullanarak havai köklendirme yöntemi ile üretmeye başladık. Yüzde 1‘in altında fire oranıyla bugün 40 bin civarında sakız ağacı yetiştirdik. Ağaç sayısının düşmesinde en büyük etken imar uygulamaları, betonlaşma ve başka tarıma alışık olan yerli halkın sakız ağaçlarını sökerek başka tarım denemeleri sakız ağacı sayısını hızla yok etmiş. Bugün ağaç sayısının hızla artırılması mümkün. Yeni kullanılan üretim metodları ile fidan üretimi sorun olmaktan çıktı. Artık sorun olan tek şey binlerce yeni sakız fidanlarını dikecek arazilerin temini ve tahsisi. Çünkü bu iş ancak devlet arazileri ile başarıya ulaşır. Şahıs arazileri ile sakız ağacı sayısını rekabetçi sayıya çıkarmak mümkün değil.

Sakız Adası’ndaki üreticiler başlangıçta sizi neden ciddiye almadı? Sizin açınızdan onların tepkisi ne zaman “rakip” algısına dönüştü?
Sakız Adası üreticileri önce bizi çok ciddiye almadılar çünkü geçmiş yıllardaki denemeler hep başarısızlıkla sonuçlanınca onlarda da nasıl olsa yapamazlar algısı oluşmuş. Haksız da değillerdi. Sürekli sakız üretimi planlamaları yapılıyor ama elde 1 kg sakız yok. Ağaç sayısı artmıyor. Bu son projemizi de “Nasıl olsa başaramazlar” diyerek ciddiye almadılar. Bırakın Sakız Adasındaki üreticileri bizim en yakınımızda olanlardan bile bizi ciddiye almayanlar oldukça fazlaydı. Ne zaman üretim artmaya başladı, ağaçlar görünür oldu ve en önemlisi “Çeşme Damla Sakızı” üretimi gerçekleşti ve elle tutulur damla sakızları ortaya çıktı o zaman herkesde bir merak başladı.
En doğru yapılan iş Tarım İlçe Müdürlüğü tarafından hemen coğrafi işarete başvurulması oldu. Çünkü uzun süreç isteyen bu durum bizim çalışma ve üretimi artırma sürecinde eş zamanlı yürüdü ve ağaç sayımız 30 binleri bulduğunda, ilk 10 kg Çeşme Damla Sakızı hasat edildiğinde, coğrafi işaretli Çeşme Damla Sakızı da onaylanmış oldu. Bu durum devletimizin de Çeşme Damla Sakızına bakışını değiştirdi ve daha önemsenmeye başlandı. Bu süreçlerde yaptığımız işlerin basın yansımaları ve TV, gazete haberleri de ana haberlere, baş sayfalara çıkınca Sakız Adası üreticileri de haberdar olmaya başladı. En son Chios Sakız Üreticileri Derneği Başkanı demecinde “Artık Çeşme Damla Sakızı, Chios Sakızı için tehdittir” dedi. Ama biz tehdit değiliz tabii ki… Ortak planlama, ortak üretim her zaman istediğimiz bir model. Kaldı ki ülkelerin ürünü olmaz, coğrafyanın ürünü olur. Aynı coğrafyanın üreticileriyiz bizler..
“Çeşme damla sakızı artık Chios sakızı için tehdit” ifadesi oldukça iddialı. Siz Çeşme sakızını Sakız Adası’ndaki üretimin rakibi olarak mı görüyorsunuz yoksa iki yakada ortak bir kültürel mirasın yeniden canlanması olarak mı?
Ortak coğrafyanın kültürel mirasını gelecek nesillere taşımanın bizler için bir misyon ve görev olduğunu düşünüyorum. Yüzyıl öncesinde de sakız vardı. Ada, Cenevizlilerin oldu, Osmanlının oldu şimdi Yunanistan’a ait. Dolayısıyla ürünler coğrafyanın ürünleridir ülkelerin değil.
“Türkler sahte sakız üretiyor” açıklaması sizi nasıl etkiledi? Bu tartışmanın bilimsel ve tarihsel açıdan cevabı nedir?
Bu söylem bizi etkilemedi çünkü biz ne ürettiğimizi de biliyoruz, ürettiğimiz ürünün bilimsel araştırmalar ve analizler sonucunda içeriğini de biliyoruz. Dolayısıyla sakızın sahtesi diye bir şey söz konusu değil. Bir çok sakız adı verilen reçineler üretiliyor çeşitli yerlerde ama Çeşme Damla Sakızı aynı Chiosda olduğu gibi Pistacia Lentiscus içeriyor. Yani birebir aynı damla sakızı. Zaten biz ilk ürettiğimizde her iki sakızı da uluslararası laboratuvarlarda test ettirip içeriklerini onaylattık. Dolayısıyla biz ne ürettiğimizi biliyoruz. Artık Avrupa Birliği de biliyor bizim ne ürettiğimizi.
Çeşme ile Sakız Adası’nın aynı iklim kuşağında ve benzer rüzgârları alan iki coğrafya olduğunu vurguluyorsunuz. Peki, Çeşme sakızını ada sakızından ayıran bilimsel olarak ortaya konmuş özellikler var mı?
Hayır, tam tersi ayıran özellik değil bire bir aynı bileşenleri taşıyan ürünler olduğunu gördük. Bunları labratuvar testleriyle onaylattık.

Sakız ağacı ile ilgili yaptığınız çalışmaların arkasında nasıl bir organizasyon ve ekip var?
Projemizin üretim kısmından ortağım İbrahim Topal sorumlu. Tüm teknik konular, üretim metodları, bakım standartları ile İbrahim Bey ilgileniyor. Projenin tanıtılması, Ar-Ge çalışmaları, katma değerli ürün üretilmesi ve bağış kampanyalarının süreçlerine ben bakıyorum. Ayrıca proje de çözüm ortağımız olan Çeşmeköy Tarımsal Kalkınma Kooperatifi var. Onlarla beraber Çeşme Belediyesi’nin uygun gördüğü yerlere bağışlanan sakız fidanlarını dikiyoruz.
Hedefiniz nedir ve gerçekleştiğinde Çeşme’nin tarımsal ve ekonomik yapısında neyin değişmesini bekliyorsunuz?
Hedefimiz ilk etapta 100.000 sakız ağacının toprakla buluşması ve 5 sene sonunda 20 ton Çeşme Damla Sakızı üreterek dünya pazarında yüzde 10 pay almak ve Türkiye’nin sakız ithalatını sıfırlamak. Biz Çeşme Damla Sakızının en çok bilinen gastronomi alanında etkinliğini koruyarak Çeşmede Mastic Cuisine temasını geliştirmeyi planlarken esas amacımız çok katma değerli farmakolojik ve medikal kozmetik ürünler üretmeyi planlıyoruz. Bu şekilde çok daha değerlenecek olan Çeşme Damla Sakızı da Bölgenin en değerli ekonomik ürünü olacağını düşünüyorum. Ayrıca ülkemizde turizmin gözbebeği yerlerinden olan Çeşme de tarım turizmini ön plana çıkararak deneyimleme turları ile yeni bir kulvar açacağını düşünüyorum.
Sakız ağacının ürün vermesi yıllar alıyor. Bu kadar uzun vadeli bir projede üreticiyi bugün yatırım yapmaya ikna etmek zor olmuyor mu?
Tabi ki çok zor oluyor. Hatta kimse üretmek istemiyor. Ama üretenlerin 5 yıl sonra ne kadar kazandıklarını gördüklerinde, ben hepsinin sakız ağacı dikmek için sıraya gireceklerinden eminim. Ama o zaman 5 sene kaybetmiş olacaklar..
Sakız ağacı dikmek ile ticari anlamda sürdürülebilir bir sakız üretim sistemi kurmak arasında ciddi fark var. Siz şu anda bu zincirin hangi aşamasındasınız?
Biz zincirin tam ortasındaki en kalın ve sağlam halka olmak zorundayız. Sakız ağacı dikmeye hiç durmadan devam ederken, düzenli, planlı ve sürdürülebilir bir üretim modelini de benimsemek ve uygulamak durumundayız. Bunun kontrolü ve rol modelini oluşturabilmek için de Çeşme de Sakız Üreticileri Derneği’ni kurduk. Bu dernek Çeşme Damla Sakızının üretiminden son nihayi tüketiciye gelene kadar ki her safhasını denetlemek ve standardı belirlemek gibi bir misyonu ve iradeyi ortaya koymaktadır.
Sakız üretiminin en zor kısmı nedir? Ağacın yetiştirilmesi mi, çizilmesi mi, sakızın toplanması ve temizlenmesi mi?
Sakız üretiminin en zor kısmı toplanan damla sakızların tek tek tığ gibi ince uçlu bir aletle temizlenmesi kısmıdır. Özellikle evlerde yapılan bu iş, çok küçük binlerce tanenin tek tek elde ayıklanıp içine toprak ve kuru dal parçası kaçmış olanlarının temizlenmesidir. Bu süreçte projemiz aynı zamanda üretimi artan damla sakızlarının temizlenmesi için daha yoğun istihdam gerektiğinden ve bu işlerin özellikle evlerde yapılmasından dolayı “Evde İstihdam Projesi” olarak da katkı sağlamaktadır.

Bugün projenin en büyük riski nedir: Ağaçların verimliliği, iklim, insan kaynağı, finansman, pazar ya da başka bir şey?
Şu anda bu projenin en büyük riski orman yangınları ve doğal afetlerdir. Sakız agaçları tarımsal olarak hastalık yaşamayan, hastalık riski taşımayan ağaçlardır. Aynı zamanda ilk sene hariç su istememesi dolayısıyla da iklim değişikleri konusunda en az etkilenecek türlerdendir. Tarımda çalışacak insan kaynağı da problemlerimiz arasında. Çünkü turizm gibi daha konforlu alanlarda çalışmaya alışmış yerli halkı tarım alanında çalışmaya yönlendirmek kolay değil. Yine de sakız ağacı yetiştiriciliği kısmen daha az tarımsal işçilik istediğinden mikro aile işletmeleri şeklinde yetiştirici aileler olacağını düşünüyorum.
Çeşme’de yeniden üretim yaparken Sakız Adası’nın yüzyıllar içinde geliştirdiği üretim bilgisinden yararlanıyor musunuz? Onlardan öğrendiğiniz veya uyarladığınız yöntemler oldu mu?
Tabii ki yararlanıyoruz. Hatta tamamını onlardan öğreniyoruz. Önümüzde çok doğru kurulmuş ve yıllardır işleyen başarılı bir model var. Bunu yeniden keşfetmek uzun yılları kaybetmek ve bir çok yanlış kararları test etmek anlamına gelir. Bizim için zaman çok değerli dolayısıyla biz doğru modeli rol model alarak Çeşme’de uyguluyoruz. Ama modern tarımın getirdiği farklı uygulamaları da doğru şekilde adapte etmeye çalışıyoruz.
Bir sakız ağacından ortalama ne kadar ürün almayı bekliyorsunuz? Çeşme koşullarında verim konusunda bugün artık daha net bir öngörünüz var mı?
Artık öngörü değil deneyimlememiz var. Yeni dikilen bir sakız fidanı 5 yıl sonra ilk ürününü vermeye başlıyor. İlk sene yaklaşık 50 gr/ağaç ürün alıyorsunuz. 7-8 yaşlarından itibaren 100 gr/ağaç ürün alınıyor. 10 yaşından sonra 50 sene yaklaşık 200500 gr arası ağaç başı sakız toplamak mümkün.
Çeşme’deki eski sakız ağaçları üzerinde yaptığınız çalışmalar size ne öğretti?
150 yaşındaki bir sakız ağacının hala damla sakızı ürettiğini ve hala ondan yeni fidanlar üretebildiğimizi.
Sizce damla sakızı, Çeşme’de turizme bağımlı ekonomiyi çeşitlendirebilecek gerçek bir tarımsal değer olabilir mi? Çeşme’ye gelen bir turistin yalnızca deniz-kum-güneş değil, “Çeşme sakızı” deneyimini de satın aldığı bir ekonomi kurulabilir mi?
Zaten başlıca hedeflerimizden birisi de bu… Tarım turizmi ve deneyimleme turları. Her sene Çeşme’ye gelen 1 milyona yakın misafire dünyada sadece sakız adası ve Çesme’de deneyimleyebilecekleri bir imkan sunuyorsunuz. Bağ bozumu, zeytin hasadı bir çok yerde deneyimlenen aktiviteler. Ama sakız hasadı çoğu kişinin ilk defa deneyimlediği bir tur olacaktır.

Sakız üreticiliğinden kozmetik ve medikal ürün üreticiliğine geçme fikri nasıl ortaya çıktı? Damla sakızının sağlık alanındaki kullanımına ilişkin çok sayıda iddia var. Siz Ar-Ge çalışmalarında hangi ürünleri gerçekten bilimsel olarak geliştirmeyi hedefliyorsunuz?
Sakız biz de hep gastronomi alanında biliniyor. Tatlı, dondurma, kurabiye vs. Ama asıl tarihten gelen özelliği, farmakolojik alandaki çok faydalı etkileri. Avrupa İlaç Birliği tarafından onaylanan rapora göre damla sakızı özellikle mide ve bağırsak problemlerinde, cilt yaralarında, ağız sağlığında “herbal medicine” olarak tanınan bir ürün. Bu yüzden sakızı bu alanlarda kullanmak hem insanlık için çok faydalı hem de ekonomik olarak çok daha kazançlı. Dolayısıyla biz de önümüzdeki yıllarda bu alanlarda çok niş ürünler üreterek damla sakızını bu yönünü de ortaya koyacağız.
Sakız suyu, kozmetik ürünler, bitkisel takviyeler ve likör… Bir ürün ekosistemi kurmak mı istiyorsunuz?
Birinci hedefimiz bitkisel takviyeler ve medikal kozmetik ürünler. Daha sonra da yiyecek içecek grubunda daha niş ürünler. Burada en değeri olacak olan yerel marka yerel üretim. Yani burada üretilen hammadde ile yapılacak tüm ürünler. Tabi bunun sonucu yerel markadan global pazarda stratejik ortaklıklar kurabilmek.
Yeterli miktarda hammaddeye ulaşmadan seri üretime geçmek mümkün değil. Sizce önce sakız üretimini mi büyütmeliyiz, yoksa ürün geliştirmeyi mi?
Eş zamanlı yürüyen süreçler bunlar.Biz bir taraftan üretimi arttırmaya çalışırken diğer taraftan ar-ge çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz. Ürünler üretime hazır olduğunda yeteri kadar hammaddeye ulaşabiliyor olmamız lazım. Zaten şu an da üretmeyi planladığımız tüm ürünlerin markaları, formülleri, tasarımları hazır. Sadece üretimin istediğimiz seviyeye gelmesini bekliyoruz.
Uzun vadede “Çeşme Sakızı”nı yalnızca bir tarım ürünü değil, uluslararası bir marka haline getirmek mümkün mü?
Tabii ki mümkün. ABD, Avrupa ve Mena Bölgesinde hangi şehirlerde nasıl yapılanacağımızın da stratejilerini ve planlamalarını yapıyoruz. Ama muhtemelen buralarda stratejik ortaklık yapısını uygulayacağız. Dünya da benzersiz bir ürünü üreten bir yapı olarak bu tip ortaklıkları kurmakta zorlanacağımızı düşünmüyorum.
Sakız Adası bugün 150 ton üretip yaklaşık 100 milyon euroluk bir ekonomik değer yaratabiliyorsa Çeşme neden aynı hikâyeyi 100 yıl önce sürdüremedi? Bu kez farklı olan ne?
Bu kez farklı olan inanan ve elini taşın altına koyanlar ve vizyon farkı…
Çeşme sakızının yeniden doğuşu, kişisel çabalarınıza fazla mı bağlı? Yarın siz bu projeden çekilseniz, kurduğunuz sistem kendi başına ayakta kalabilir mi?
Çeşme sakızının yeniden doğuşu, üretim ve finansman modellerinin oluşturulması, sürdürülmesi tamamen bizlerin kişisel çabalarıyla başladı. Sonrasında Sayın Kaymakamımız, önceki ve bu dönemki Belediye Başkanlarımız, tüm sivil kuruluşlar projemize çok önemli destekler verdiler ve vermeye devam ediyorlar. Ama sistemin yürümesindeki en önemli etken bağışçılarımız. Bize ve projeye inanan bağışçılar bu projenin bugünlere gelmesine en büyük etkendir.Projemizi kooperatifimizle birlikte yürüterek üretimi tabana yaymaya çalışıyoruz. Kurumsal bir ortaklık modeli kurmayı planlıyoruz. Bu şekilde projenin kişilerden bağımsız bir şekilde yürümesinin de önünü açmış olacağız.
Destekleniyor musunuz? Nasıl ve kimler tarafından?
Tabii ki destekleniyoruz. Desteklenmeden bu projeyi yönetmek mümkün değil. Kaymakamımız,önceki ve bu dönemki Belediye Başkanımız, belediyemizin ilgili birimleri, Tarım İlçe Müdürlüğü, Sivil Toplum Örgütlerinin tamamı, turizm derneklerimiz, Çevre Derneğimiz ve Çeşme Kent Konseyimiz projemizi her konuda destekliyorlar. Hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyoruz.

