TEMMUZAGUSTOS2026
GEZİ BATMAN
Güneydoğunun parlayan yıldızı
BATMAN
Sıcağı sıcağına bu geziyi yazmak istiyorum. Bundan iki hafta önce odamızdan bir telefon aldım. Sevgili Başkanımız Ayça Hanımın isteğiyle, sekretarya şöyle bir haber verdi. “Mehmet Bey, bakanlıkça Güneydoğu kentleri tanıtım gezisi düzenlenmektedir. Müsaitseniz, bu geziye sizin de katılmanızı arzuluyoruz. Hemen, yarım saat içinde karar verirseniz, seviniriz” dediler.
Bu haber üzerine iki ayağım bir pabuca girmişti. Bir yanda festivaller nedeniyle yörede yapacağımız turlar var. Diğer yanda da böyle bir teklif var. Gelin, çıkın bu işin içinden. Üstelik de çok çabuk karar vermeliydim. Kısmet ayağımıza kadar gelmişse kaçırmak olmazdı. Para kazanmayı bir yana ittim ve bu geziye katılmaya karar verdim.
Bu, “Kadim Şehirler Yolu” adlı tanıtım gezisini, Turizm Bakanlığı, Batman Valiliği, Gaziantep Belediyesi, TGA, TUREB ve TURSEB birlikteliğiyle gerçekleştiriliyor. Tanıtılacak yerler içinde Şırnak, Cizre, Batman ve ilçeleri bulunmaktaydı. Bu zaman zarfında yörenin önemli köylerini, Süryani kiliselerini, camilerini, türbelerini ve daha da önemlisi Hasankeyf’i görecektik. İlk gün biz İzmir grubu olarak Mardin Hava Alanı'na indik. Bizi bekleyen otobüslerimizde yerimizi aldık. 40’a yakın rehber ve acenteciyle, önce Şırnak’a doğru gidiyoruz. Yolda birçok köy görüyoruz. Bunlardan bana ilginç geleni Kalecik Köyü idi. Eski adı Keleh. Bir mümbit vadideki Beyazsu Nehri kenarında tepeye kurulmuş bir köy. Yol boyunca birçok kafe art arda yer almış. Bu uzun vadide her türlü meyve yetişiyor. İçimden durup bir nefes almak istiyorum. Ama yola devam etmek zorundayız.
Bugün ilk olarak Mor Yakup Kilisesi'ni ziyaret edeceğiz. Kilise, İdil ilçesine 15 km. uzaklıkta eski adı Midin olan Öğündük Köyü'nde bulunuyor. Tarihi bir Süryani Kilisesi, büyük bir tesisler bütünü olarak inşa edilmiş. Yaklaşık 1700 yıllık Kilisenin iki katlı dershanesi ve avlusu var. İbadete ve ziyarete her zaman açık tutuluyor. Bu arada hepimiz için bilgi amaçlı bir not düşmek istiyorum. Bu kilise Süryani edebiyat dünyasının öğreticisi olan Suruçlu Mor Yakup adına inşa edilmiş. Karıştırmamak gerekir. Çünkü bir de Nusaybinli Mor Yakup varmış. O ise ilk üniversitenin hocası imiş.
Köyün esas sahipleri yurt dışında yaşamaktalar. Yurtlarıyla bağlarını koparmamışlar ve yazları gelip yeniden inşa ettikleri evlerinde konaklıyorlarmış. Biz köye geldiğimizde, birkaç ailenin gelip topraklarını işlediğini gördük. Kilise ve köy konusunda bilgi aldık. Köy halkı, evlerini yöre taşıyla villa şeklinde inşa ediyorlar. Çok da doğru yapıyorlar. En güzel fotoğraflarımdan birini burada çektirdim, diyebilirim.
Programımızda bu köyde bulunan bir Pizzacıda yemek alacaktık. Buraya gelmeden önce “köyde pizza ne alaka” diye düşündüm. Güneydoğuya geliyoruz ve pizza yiyeceğiz. Bu durum bana anlamsız gelmişti. Yöresel tatlar yerine bizlere bugün pizza sunulacak. Ama köyün girişinde tertemiz bir mekâna ulaşınca fikrim değişti. Odun ateşinde her türlü pizza yapılıyor. Mekânın sahibi genç bir delikanlı ve kendisiyle tanışma şansına sahip oldum. Askerliğini yaptıktan sonra Belçika’ya gitmiş. Orada 6 yıl boyunca bir pizzacıda çalışmış. İşinin erbabı olmuş ve sonra da dönmüş köyüne. Avrupalı hijyen titizliğinde bir restoran yaratmış. Tertemiz mutfak, tuvaletler. Yaptığı pizzalarla da yörede ün salmış. Odun ateşinde pişirdiği çok çeşitli pizzalar sunuyor. Hiç aklıma gelmezdi böyle nefis bir pizzayı bir köyde tadacağım. Biz iki kişi için bir tane kavurmalı söyledik. Porsiyon oldukça iriceydi, ye ye bitmiyor. Hatta birkaç dilimi diğer meslektaşlarımıza dağıttık. Yemek sonrası ne mide ağrısı hissediyorsunuz ne de ekşime. Benden mekân sahibi genç, bir kocaman “Helal olsun sana delikanlı övgüsü” aldı. Sonra da tekrar Batman’a doğru yol alıyoruz.
Terk edilmiş köyde Ezidi İzleri
Yolda terk edilmiş Ezidiler Köyüne uğruyoruz. Köyde kimsecikler yok. Çoğu Avrupa ülkelerine göç etmiş. 1990 öncesi 15 bin olan çeşitli köylerdeki Ezidi nüfus, şimdilerde 150 kişiye düşmüş. Ancak yurt dışında yaşayıp ölenler, köylerinde defin edilir olmuş. Ölenlerin mezarlıkta tapınakvari lahitleri görünce hayrete düşüyorum. Çok güzel fotoğraflarını çektim. Görülmesi gereken bir yer.
Ezidilerin inanışına göre tanrı evreni yaratmış, sonra dünya yönetimini 7 meleğe bırakmış ve Baş melek ise Tavus imiş. Diğer melekler ise; Derde Elias, SheikhShems, Fakhraddin, Nasiraddin, Sejaddin ve ShekhFexreddin olarak sıralanıyor. Günde birkaç defa güneşe dönülerek Kürtçe dua edilirmiş.
İlginç olan ise kadınlar ve diğer dişil varlıklar da hayatın kaynağı oldukları için kutsal sayılırmış. Baharda doğa hamile kabul edildiğinden; toprak kazmak, avlanmak, dal kesmek yasakmış. Karayılan da onlar için kutsal olup Halep’in Şeyh Mend Paşası'nı temsil etmekteymiş. Ayrıca Nuh’un gemisinde açılan deliğe, bu yılan kuyruğunu sokarak gemiyi batmaktan kurtardığı için Ezidilerce, saygıyla anılan hayvanmış.
Hasankeyf’ten Malabadiye’yolculuk
İkinci gün programımızda Hasankeyf var. Bakan Mehmet Şimşek gelip, Hasankeyf mağaralarının turizme açılış konuşmasını yapacak. Sabah saatlerinde Hasankeyf’e vardık. Zeynel Abidin türbesini ziyaret ettik. Sonra müzeye geçtik. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkan eserlerle çok güzel bir arkeolojik müze yapmışlar. Gıptayla baktım. Ne yazık ki İzmir’de böyle bir müze yok. Devlet, Güneydoğuyu müzelerle doldurmuş. Öğleden sonra Hasankeyf mağaraların önünde Gaziantep Belediye Başkanı Fatma Şahin uzun bir konuşma yaparak kentine neler yapacaklarını anlattı.
Batman hakikaten müthiş bir kent olmuş. Yollar düzgün, kaldırımlar ferah. Esnaf yollara taşmamış. Vatandaş kaldırımlarda elini kolunu sallayarak yürüyebiliyor. Gidip görülesi bir kent olmuş. Şimdi Turizmde atağa kalkmak istiyor. Alt yapı hazırlanmış. Müzeler, ören yerleri, termal oteller, kayak pistleri, arkeoparklar, organik bal ve meyve üretimleri her şey turizm için hazır hale getirilmiş. Turizmi çeşitlendirmişler.
Camiler, kiliseler restore edilmiş. Yollar düzgün. Akşama bizler için bir gece düzenlemişlerdi. Keyifli bir müzik grubu eşliğinde akşam yemeği vardı. Ben sadece mezelere takıldım. Çünkü öğle vakti Çömçe adlı bir restorana davetliydik. Orada biraz fazla yedim. Akşam için yer kalmamıştı. İçli köfte, künefe ve döner lezizdi. Restoran sahibiyle röportaj yaptım. İddialı bir şekilde “İçli köftemizin, künefemizin ve dönerimizin üzerine yemek tanımam” diyor. Günde yüzlerce kişiyi ağırladığını üstüne basa basa ekliyor. Doğru da söylüyor. Tattık, memnun kaldık ve sizlere de tavsiye ederim.
Son gün Malabadi köprüsündeydik. Oraya arkeopark yapılmış. Çevre ağaçlandırılmış, köprü restorasyondan sonra hikâyesiyle birlikte ortaya çıkmış. Etrafında dolaşmaktan zevk alıyorsunuz. Köprünün yarısı Batman diğer yarısı Diyarbakır sınırları içinde kalıyor. Bu tarihi köprünün hikâyesini Malabadi Köprüsü adlı türküyü, bizlere sevdiren Şarkıcı Selçuk Alagöz’ü rahmetle anmadan geçemem. Ne güzel insandı. Onun şarkılarını zevkle dinlerdik. Hele kız kardeşi Rana ile söylediği "Edremit Van’a bakar içinde çaylar akar" gençliğimizin türküsüydü ve hala kulaklarımdadır. Işıklar içinde uyusun.
Bürokratların samimi çabaları
Bu gezi sonrası şunu kuvvetlice dillendirebilirim. Bu kentte görevli her bürokrat turizmi kendisinde içselleştirmiş. Başarmak için canla başla çalışmaktalar. Bunu gezi boyunca hisse-diyorsunuz. Mesela Hasankeyf Kaymakamı. Temiz yüzlü, candan ve samimi bir duruşu var. Hasankeyf için çok çalışanlardan biri. Kibar ve iyi niyetli, geldi hepimizin elini sıkarak selamlaştı. Devleti iyi temsil ediyor ve kendisine “Bravo” diyorum.
Bu gezide bir de Batman İl Kültür ve Turizm Müdürü dikkatimi çekti. Bir bürokrat olarak kent için yapılanların her şeyine vakıf. Anlatmaktan hiç yüksünmüyor. Yaptıklarını yapacaklarını izah etmekten çekinmiyor. Her yerde var. Çok ter akıttığını gördüm. Organizasyonun gizli kahramanlarından biri olduğunu düşünüyorum. Bir “Bravo” da ona diyorum.
Biz rehberler grubuna gelince; tur boyunca samimi dostluklar kurduk. Gezimizin keyfini çıkarmak için çaba gösterdik. Grubumuzda İstanbul ve Nevşehir oda başkanlarımızda vardı. Kendileriyle tanışma fırsatı buldum. İyi de oldu.
Bu seyahatimizle Güneydoğu’da, yöre kentlerin gastronomisini tadarak ve tarihi, antik şehirlerini ziyaretle tamamladık. Dicle nehrinin güzel görüntüsüne hayran kaldık. İki gece 3 gün yörede kaldık ve yoğun bir programı yaşadık. Hem biz hem de bu geziyi düzenleyenler çok yoruldular. Ama söylemeliyim ki her türlü yorgunluğa rağmen değerli bir geziydi.
Duygularımı, bildiklerimi sizlere sunmaya çalıştım. Bir başka etkinlikte buluşmak dileğiyle “Allaha ısmarladık” diyorum.
Ve de Tüm katılanlara, katkı koyanlara benden kocaman bir teşekkür gelsin…
Sevgiyle kalın...